
30 Haziran 2008 Pazartesi
İSTANBUL-ANKARA BİRARADA

21 Haziran 2008 Cumartesi
ETKİNLİK HEDİYELERİM


Sevgili Asiye, Ayşe Kulin benim keyifle okuduğum yazarlardan biri ve fincanı her kullanışımda senin kulaklarını çınlatacağım, belki bir gün karşılıklı içeriz kahvelerimizi, ne dersin?...Çok teşekkür ederim ve gecikme için de özür dilerim.

1 Haziran 2008 Pazar
BENDEN HABERLER...
İşte geldim, burdayıııım… Biliyorum çok uzun zaman oldu, ama bu kadar uzun süre kaybolmamın nedeni ne yazık ki sadece işlerimin yoğunluğu değildi. Öyle olsa napar eder arada iki satır yazıverirdim.Yazılarımı takip edenler bilir, son zamanlarda o kadar çok aksilik üst üste gelmişti ki…Hatta bunun için bir Nazar Etkinliği bile yapmıştık…Ama o etkinlikle hepten nazarları üstümde toplamış olmalıyım ki, Nisan ayının son günü en büyük aksilikle bir jübile yaptım (Jübile diyorum, çünkü bu kadar aksilik yeter artık, bu son olur umarım)
Arkadaşım Sibel’in evinde minik Murat için hazırlayacağımız pastanın heyecanıyla pastayı hangi modelde yapacağımızı kararlaştırıyorduk…O sırada telefonum çaldı, sevgili arkadaşım Fatma kızının doğum günü pastasını benim yapıp yapamayacağımı sordu, memnuniyetle kabul ettim.
Yeni pastanın haberini vermek için alt kata, arkadaşımın yanına inerken…
Sakarlık mı desem, dikkatsizlik mi, yoksa ‘olacağı varmış’ diye suçu kadere mi atmalı bilmem ama 7-8 basamağı teker teker inmek yerine hooooop ayağımın kaymasıyla kendimi paldır küldür 2 sn. içinde alt katta buluverdim, ve tabii ki yatay bir durumda…
Sonraki dakikalar hayal aleminde gibi geçti…Kendimi hastanede doktorun ‘şimdilik ameliyata gerek yok, ama…’ diye devam eden açıklamasını dinlerken buluverdim. Şimdilik mi, nasıl yani?…
Sağ kolumun üzerine düşmüştüm ve kolum dirsekten kırılmış, kırılan kemik yerinde kaldığından ameliyat etmeden uzun bir alçı süreciyle iyileştirme ihtimali varmış, ama bu arada kemiğin yerinden oynamamasına dikkat etmeliymişim, yoksa başa dönüp ameliyat etmek gerekirmiş…Şaka gibiydi her şey. Kolumu omuzdan parmaklarıma kadar alçıya aldıklarında bile sanki rüya görüyormuşum da uyanınca her şey normale dönecekmiş gibi hissediyordum. Ta ki, akşam olup da vücudumdaki diğer ezikler ve koca alçı yüzünden uyuyamayıncaya kadar…
Bu süre içinde blogumu çok ihmal ettim biliyorum ama uykusuzluk yüzünden tansiyonum da oynamaya başlayınca ve de kullanabileceğim sadece sol elim kalınca ancak öncelikli olan diğer işlerle ilgilenebildim. Her iş normalde yapabileceğimden 2-3 kat uzun zaman alıyor çünkü.
Bu yazıyı kolum açıldıktan sonra yazmayı ve artık iyileşiyorum müjdesini vermeyi planlamıştım. Ama son kontrolde henüz kaynamanın olmadığını 2 hafta daha beklemem gerektiğini öğrendim. Kolum ne yazık ki hala alçıda, tek tesellim hala kemiğin yerinde duruyor olması… Son günlerde arkadaşlarımdan beni iyice merak ettiklerini belirten mesajlar çoğalınca arkadaşlarımı daha fazla merakta bırakmamak için durumu açıklama ihtiyacı duydum.
Bazı arkadaşlarım durumdan haberdardılar ve iyi dilekleriyle bana moral verip destek oldular. Başta her türlü desteği ile beni hiç yalnız bırakmayan can arkadaşım, adaşım, ortağım Sibelciğim, sık sık arayarak moral veren, destek olan sevgili İlkerciğim, Hülyam ve Özaycığım olmak üzere geçmiş olsun dileklerini ileten tüm arkadaşlarıma çok teşekkür ederim. İyi ki varsınız…
Diğer gelişmeler; söz verilmiş ve her şeye rağmen hakkıyla yapılmış pastalar, bloguma gelen ödül, etkinlikler… bir sonraki yazıya, artık sol elim çok yoruldu…
Hepinizi sevgiyle kucaklıyorum.
29 Nisan 2008 Salı
GÖKKUŞAĞI KEK

İşte görünümü kadar tadıyla da etkileyici bir kek. Ablamın tarifine gıda boyasıyla oynama merakım eklenince ortaya bu süper kek çıktı.İşte tarifi;
Malzemeler:
3 yumurta
1 su bardağı şeker
1 su bardağı yoğurt
1 su bardağı sıvı yağ
3 su bardağı un
1 paket vanilya
1 paket kabartma tozu
1/2 su bardağı damla çikolata
gıda boyası
Sırasıyla tüm malzemeler (damla çikolata ve gıda boyası hariç) karıştırıldıktan sonra hamur 3 veya 4 parçaya ayrılır ve her parçaya farklı renkte gıda boyası katılır. Yağlanmış kek kalıbına renkli hamurlar sırayla dökülür, 2 renk hamurdan sonra damla çikolata serpiştirilerek kalan hamurlar da sırayla kalıba dökülür. 175 C fırında 35-40 dak. pişirilir. Afiyet olsun...
22 Nisan 2008 Salı
NAZAR ÇİKOLATA TOPLARI (Truffle)
Uzun bir aradan sonra nihayet yeniden burdayım. Yazacak öyle çok şey birikti ki, nerden başlasam bilmiyorum... Malumunuz blogcuların yaşadığı şanssızlıklar, aksilikler, hastalıklar öyle üst üste gelmişti ki, bizler de (Ben, Hülya ve Bilun) bir nazar etkinliği düzenlemeye karar vermiştik. Nazardan çok bahsetmek daha mı çok nazara getirdi bilinmez ama etkinliğin hazırlık dönemince de aksilikler peşimizi bırakmadı...Üçümüz de (ve bir çok blogcu arkadaş daha) ard arda hastalandık, bizim hastalıklarımız bitti, yakınlarımız hastalandı... İşler beklenmedik şekilde yoğunlaştı... Hadi arada etkinlik için bişeyler hazırlayayım dedim...Ara ki mavi boya bulasın...Etkinliğin bitimine 4 gün kala mavi gıda boyama kavuştum. Satıcı boyaya gösterdiğim bu anlamsız tezahürata ve sevince bir anlam veremedi tabii...Kendi düzenlediğimiz etkinliğe hazırlanmak için son üç günde parça parça vakit bulabilmek doğal olarak bünyeye biraz asabiyet yaptı ... Neredeyse tüm hafta sonu adlandırılamayan (ben adını koymuştum çoktan ama evdekilerin haberi yok)bir sinirlilik durumu yaşadım. Cumadan çikolata topları için pandispanyamı yaptım, robottan geçirip ufaladım ve buzdolabına kaldırdım.
Cumartesi günü biraz sakinleşmeme yardımcı olan çok keyifli bir öğlen yemeği yedim... Üye olduğum http://www.ikizanneleriyiz.biz/ grubunun Ankaralı ikiz anneleri 4. bluşmasına katıldım. Kimiyle yeni tanıştığım, kimiyle önceki buluşmadan tanışık olduğum birbirinden tatlı, sıcak, hoşsohbet hanımlarla yenen bu güzel yemeğin ardından eve geldim ve çikolata toplarının çikolata kaplamalarını hazırlamaya başladım...

100 ml sıvı kremayı ısıtıp, ocaktan aldıktan sonra içine küçük parçalara ayırdığım 80 gr. sütlü çikolatayı ilave edip eriyene kadar karıştırdım (çikolata miktarını biraz daha fazla veya kremayı daha az koysam sanırım daha çabuk sertleşecekti) Karışımı önceden robotta ufaladığım kek parçalarıyla karıştırıp sertleşmesi için dolaba kaldırdım...Beklerken duramadım, şeker hamurundan boncuklar yapıp kendi çapımda eğlendim (mavi boyayı satan adam bi de bu hallerimi görseydi...)
Çouklara minik pastacıklar yapmak için ayırdığım ufak kek parçalarıyla yaptığım pastacıkları bu boncuklarla süsleyip çocukları da eğlendirdim.
Sabırsızlığıma yenik düşerek aynı ölçülerle, bu sefer beyaz çikolata ile hazırladığım çikolatayı üçe bölüp sarı ve mavi renk gıda boyasıyla renklendirdim ve yeterince donmalarını beklemeden boncukları yaptım (sabretmeyen derviş daha düzgün boncuklarla muradına erememiiş..)Dilerim bu etkinlikle birlikte tüm aksilikler son bulur, kem gözler bizlerden uzak olur.
14 Nisan 2008 Pazartesi
HAMSİ TAVA
Nihayet daha iyiyim (bir türlü "tamam, iyileştim " diyemediğimin farkındayım, ama dinlenmeyince tamamen iyileşilmiyor işte...) Bu süre içinde dostlarımı çok ihmal ettiğimin farkındayım, ama söz... işlerimdeki yoğunluk da azalır azalmaz en kısa sürede ihmal ettiğim ziyaretlerimi gerçekleştireceğim. Beni anlayışla karşıladığınızı umuyorum ve yorumlarıyla beni yalnız bırakmayan herkese bir kez daha teşekkür ediyorum (öyle bir cümle kurmuşum ki, sanki ardından "ikinci şarkımıza geçmeden önce... "diye bir cümle gelecek :-)) Hastalanmak insanı daha bi duygusallaştırıyor, hatta her duyguyu birbiri ardına yaşatıyor...Her yeni gelen yorumda önce, " canııım, bak, beni ihmal etmemiş..." diye bir minnet duygusuna kapılıyorum , hemen ardından da iade-i ziyarette bulunamadığımdan (ay bu nasıl bir kelimedir...yaşlanıyor muyum ne...) suçluluk duygusu hakim oluyor, ardından beni engelleyen işlerime karşı bir kızgınlık, sonra " yakında her şey düzene girecek" başlıklı bir umut... Artık bunun adına "sıyırmaya çeyrek kaldı" mı dersiniz, "yoğunluktan bunalma" mı dersiniz, ne derseniz diyin...Neyse lafı uzatmadan hamsi tavanın yapılışına geçelim;
Hamsiler güzelce temizlenir. Zaten artık pek çok yerde temizlenmiş olarak satılıyor. Mısır ununa tuz katarak harmanlanır. Balıklar mısır ununa bulanır ve tavanın genişliğinde bir tabağa kuyrukları ortaya gelecek şekilde dairesel olarak dizilir.

Bana göre balık yerken limon sadece süsleme için kullanılmalı. Ben limonun balığın lezzetini bozduğunu düşünüyorum. Ölçü de vermedim, çünkü bu şekilde istediğiniz miktarda balık pişirilebilir.
Afiyet olsuuuun.
10 Nisan 2008 Perşembe
MİRİK KÖFTESİ
Hastalığım süresince beni merak eden, geçmiş olsun dilekleriyle moral veren herkese tekrar teşekkür ederim...İyi ki varsınız...Bu hafta biraz daha iyiyim, en azından artık fısıltıyla değil de kısık bir sesle konuşuyorum:-)) Ama yeni bir tarif yazacak gücü bulamadım kendimde, ben de araya konuk aşçı alayım dedim (böylece eski blogumdaki tarifleri de aktarmış olacağım ;-)))
İlk konuğum halam ve bizim ayıla bayıla yediğimiz mirik köftesi...Halacığımın ellerine sağlık...
Benim baba tarafım Sivas’lıdır. Bu tarif de rahmetli babaannemin bize yaptığı, çok severek yediğimiz bir yemeğe ait. Babaannem ne zaman istesek yoğurması zahmetli olmasına rağmen bizi kırmaz ve yapardı mirik köftesini. Şimdilerde çocuklarımın da çok severek yedikleri bu yemeği sevgili halam yapıyor bize. Ne yalan söyleyeyim ben henüz yapmayı denemedim, halacığım her istediğimizde yapıyor, biz de afiyetle yiyoruz.
Eskiden, yakın çevremde bir yemeği çok güzel yapan biri varsa o yemeği yapma işini ona bırakır ben yeme işini üstlenirdim. Ama annemi kaybettikten sonra artık akıllandım, öğrenmem gerekenleri ertelemiyorum, yarının ne getireceği hiiiç belli olmuyor çünkü.
İşte bu yüzden ben de halam köfteyi yaparken baş ucuna oturdum, onun göz kararı yaptığı köfteyi ölçülendirmeye çalıştım. Bu arada köftenin adının nerden geldiğini de sordum.
Mirik köftesi Sivas’a özgü bir yemekmiş. Mirik fakir, yoksul anlamına gelirmiş, bu köfteye de, içinde et bulunmadığı için bu isim verilmiş. Doğrusu yoksul olmanın damak zevkinden de yoksun olmayı gerektirmediğine çok iyi bir kanıt bu köfte.
İşte ailecek büyük bir zevkle yediğimiz mirik köftesinin yapılışı.
Malzemeler;
½ kg ince bulgur
1 büyük soğan
yoğurt
2 kaşık salça
tereyağ
3 diş sarımsak
tuz, karabiber
dereotu
maydanoz
2 avuç un (halamı kızdırmamak için elinden alıp ölçemedim ama kıvama göre unu ayarlamak gerekiyor zaten)
Bulgur yıkanır, içine ince doğranmış maydanoz ve dereotu eklenir. Soğan rendelenir, bulgura ilave edilir ve yoğrulur. Arada az su ilave ederek yoğurmaya devam edilir. İki avuç unumuz ilave edilir, biraz daha su ilave edilip yoğurmaya devam edilir (çiğ köfte yapar gibi yoğrulur da yoğrulur) Hafif vıcık ama şekil verilebilecek kıvama gelince ister misket gibi ister biraz uzunca şekil verilir.Köfteler mantı gibi haşlanır. Tabağa alındıktan sonra üzerine sarmısaklı yoğurt ve tereyağlı salçalı sos ile servis edilir. Afiyetle yenir.
4 Nisan 2008 Cuma
ERZİNCAN ÇORBASI
Uzun zamandır yayımlamayı istediğim ama bir türlü yapıp da fotoğraflayamadığım bir tarif bu: ERZİNCAN ÇORBASI. Bu çorba bizim aile çorbamız, soyadımızı taşımasının yanı sıra eşimin babaannesinden süregelen (daha öncesini ben bilmiyorum...) geleneksel bir lezzettir de diyebilirim. Tarifi babaanneden öğrenmek kısmet olmadı bana, haladan öğrendim... Uzun zamandır yapmadığımdan spontan bazı değişiklikler de yapmış olabilirim...Zaten çok istediğim, yapacağım pastayı bile tasarladığım halde pastakolik etkinliğine katılamamıştım, son gündü ama hasta hasta o pastayı yapmama imkan yoktu. Sevgili arkadaşlarımın Diyet etkinliğine de yetişememiştim...Bari aile çorbamızı yapayım da çorba etkinliğine katılayım dedim...Bi koşu eksik malzemelerimi aldım çorbayı yaptım, fotoğrafını çektim, yazısını yazmaya başladım...link vermek için Lama'nın sayfasını açtım ki...Ohooo ben günleri karıştırmış olmalıyım ki Lama kapanış konuşmasını yapmış bile:-(( Üstelik bir Erincan çorbası daha var... (gerçi baktım tarifler farklı, herkes kendi yorumunu katıyor yemeğine) Ben de bıraktım yazmayı...
Şu anda sesim hiiiiç çıkmıyor. Hatta biriyle telefonla konuşmaya kalksam, hasta olduğumu bilmeseler kesin beni fısıltıyla konuşan telefon sapıklarından sanacaklar...Durumum evde de genel bir sessizliğe sebep oldu...Ben sesimi yormamak için ve de zaten ancak o kadar çıktığından fısıltıyla konuşuyorum... baktım çocuklar da bana fısıltıyla cevap vermeye başlamışlar, ama farkında bile değiller:-)))) sanki benim kulaklarım da sesten rahatsız oluyormuş gibi ben fısıldadıkça onlar da fısıldıyor:-)))) Çok güldüm hallerine. "Size noluyor, siz niye böyle konuşuyorsunuz?" deyince farkettiler, onlar da kendi hallerine gülmeye başladılar...

- 100 gr. kadar yağsız kıyma
- 1 yumurta
- 1 limonun suyu
- 3-4 yemek kaşığı yoğurt (tepeleme)
- 4-5 diş sarmısak
- 1 yemek kaşığı salça
- 3 yemek kaşığı un
- 1 lt. su (az gelirse ilave edilebilir)
- Tuz
- Karabiber
- Tereyağ
- Nane
- Biraz spagetti makarna (dereotu demeti kadar, tuhaf bir tanımlama oldu ama göstermeden başka türlü de tanımlayamadım:-))) Makarna yerine erişte de kullanılabilir ama özellikle yarım paket pişirilmiş makarnanın kalanı 2-3 sefer çorba için kullanılabilir, demek ki yarım paket makarnanın yaklaşık 1/3 ünü kullanıyoruz:-)))
Kıymaya sadece tuz ve karabiber ilave ederek nohut büyüklüğünde toplar yapıyoruz. Kıyma toplarını birbirine yapışmaması için un koyulmuş tabağa koyuyoruz ve arada tamamen una bulanmaları için tabağı sallıyoruz. Suyu kaynatıyoruz, yarısını bir tencereye boşaltıp,suda açtığımız 1 kaşık salçayı ekliyoruz, elenerek fazla unundan arındırılmış köfteleri, 2-3 cm. olarak kırdığımız spagetti makarnayı bu suda haşlıyoruz. Diğer tarafta derin bir kapta tabakta kalan unu, limon suyunu, yumurtayı ve yoğurdu boza kıvamına gelene kadar karıştırıyoruz, içine ezilmiş sarmısağı ilave ediyoruz.
Makarna pişme kıvamına geldiğinde kaynamakta olan suya bu karışımı azar azar dökerek ilave ediyoruz ve karıştırıyoruz. Kalan kaynamış suyu da ilave ediyoruz. 1-2 taşım daha kaynattıktan sonra, bir tavada erittiğimiz tereyağında naneyi yakıp çorbanın üzerine çozurdatıyoruz. Böylece ilk çorba tarifimizi de eklemiş oluyoruuz.
Afiyetler olsuuuun.
2 Nisan 2008 Çarşamba
PÇDS-20 ve KURABİYE ÇEŞİTLEMESİ
Yazmaya nerden başlasam bilemedim...Bir haftadır her bakımdan bir yoğunluk, bir talihsizlik, üstüne bir de hastalık durumları... Geçtiğimiz günlerde sonlanan bir sürü güzel etkinlik oldu ve malesef ben hiç birine katılamadım, oysa herbiri için neler yapacağımı daha etkinliği gördüğüm günlerde tasarlamıştım... İşlerin yoğunluğuna çocukların ödevleri, sınavları, bir de üstüne kızımın ilk yarışma telaşı eklenince yapmayı tasarladıklarımın hepsi son hafta sonuna kaldı... Son zamana bırakılan her işte olduğu gibi bunda da aksilikler eksik olmadı...Yazsam mı yazmasam mı karar veremediğim bir talihsizlik yaşadım önce (talihsizlik mi demeli aptallık mı bilemedim aslında...) Çok sinir bozucu bir şey...Cep telefonumu tuvalete düşürdüm. Evet yanlış okumadınız tuvalete... (nasıl yaptın bu salaklığı diye düşünüyorsunuz biliyorum, bu yüzden yazmasamıydım diye düşündüm işte...) Kartımı kurtardım, ama blogum için kullandığım fotoğraf makinemi, yani telefonumu ve telefon hafızasına kayıtlı olan bir çok numarayı kaybetmiş oldum. Üzüntü, sinir bozukluğu, kızgınlık...hepsi birbirine girdi.

Hafta sonunda canım kızımın ilk yarışma (ritmik cimnastik) heyacanını paylaştık...Daha çok yeni olduğundan elbette yarışmada derece ya da yüksek bir puan almak gibi bir kaygımız yoktu. Bu sadece ortama ısınma, tecrübe yarışmasıydı bizim için, ama yine de o heyecanı yaşamak, prensesimi yeşil mayosu içinde serisini tamamlarken trübünden seyretmek, yaşadığı keyifli saatlere tanık olmak çok güzeldi...
Ertesi gün çocuklara süpriz olsun diye birer mini pasta yapmaya karar verdim. Yeni kalıplarımı denemek için de bir fırsat olur diye düşündüm.
Kızımın sınıf arkadaşının annesi, zarif arkadaşım Fatmacığım Tchibo'da pasta malzemelerini görünce hemen beni hatırlamış ve pasta dekor kalıpları ile ayarlı pasta çemberini almış benim için. İnce düşünceli arkadaşımın bu hediyesi beni çok duygulandırdı...Fatmacığım tekrar teşekkür ederim...Ama ne yazık ki, yaptığım pastacıklar daha süsleme aşamasında çocukların saldırısına uğrayınca fotoğraf karelerinde yer alamadılar...Büyük bir irade gösterip rejime girmişken pasta yaptım, parmağıma bulaşan kremayı yalamanın vicdan azabını çektim, ama fotoğraf çekemedim...
Vee gelelim kurabiyelere (uzun süre yazmayınca çenem mi düşüyor ne...) Bu kurabiyelerin yapım amacı da yok yok topkeklerinkiyle aynı; okul sonrası, kurs öncesi atıştırmalıklar...
Kelebek şeklinde olanlar dut kurusu ve damla sakızlı, çiçek şeklinde olanlar ise antep fıstıklı...Kurs saatini bekleyecek çocukların başharflerinin yer aldığı saplı çiçek kurabiyeler ise sade (çocuklar her zaman yeniliklere açık olmayabiliyor, neme lazım...).
Bu kurabiyeler aynı zamanda PDÇS-20 için davet gönderen sevgili arkadaşım Canan - http://mucizembenibul.blogspot.com/ için...

Kurabiyenin hamuru temel olarak aynı:
Çeşitleme için;
- 1 avuç dut kurusu
- 2 parça damla sakızı
- 1 avuç antep fıstığı
Ben rejimde olduğumdan sadece minicik bir parçanın tadına bakabildim (iki farklı minicik :-)...şu rejim bi bitsin, o kedinin ciğere baktığı gibi baktığım antep fıstıklarının da kurabiyelerin de hakkını vereceğim...) Önce evdekiler sonra iş arkadaşlarıma tattırdım ve gözlerinin içine baktım, ne diyecekler diye...Sonuç oldukça başarılı...kıyır kıyır lezzetli kurabiyeler.
Özellikle çocukların beğenmesi benim için çok önemliydi. Çünkü onlar asla beğenmediklerine güzel demezler. Aceleyle yapılmış şekillerini de tadını da çok beğendiler. Sabah kalktıklarında üzerine şeker hamuruyla adlarının başharfi yazılmış kurabiyeleri görünce yüzlerindeki ışıltıyı görmek tüm yorgunluğuma değdi...Bu yüzden çocuklar için bişeyler hazırlamayı çok seviyorum...
Özellikle dut kurusu ve damla sakızlı olanı çok değişik ve hoş oldu..Deneyin bakalım, siz de sevecek misiniz...Afiyetler olsuuuun.
26 Mart 2008 Çarşamba
YOK YOK TOPKEK

- 3,5 bardak un (elenmiş)
- 3 yumurta
- 1/2 bardak soda
- 1/2 bardak süt
- 3 kaşık labne peyniri
- 1/2 bardak sıvı yağ
- 1 bardak şeker (keki tatlı seviyorsanız şeker biraz artırılabilir)
- 1 paket vanilya
- 1 paket kabartma tozu
- 1 yemek kaşığı limon suyu
- 1/2 bardak damla çikolata (aslında ben 1 avuç koydum sanırım yarım bardak eder:-))
- File fındık
- File badem
Sabah sabah gözüme takılanlar bu kadardı:-)))
Yapılışına gelince...Yumurtaları çırpıyoruz, şekeri ilave edip çırpmaya devam ediyoruz. Sütü, sodayı, yağı, labne peynirini, limon suyunda foşurdatılmış karbonatı ilave ediyoruz. Unu ve vanilyayı bir kaba eliyoruz. Unu da karışıma ilave ettikten sonra iyice karıştırıyoruz. Karışımın bir kısmını kağıt kalıpların içine birer kaşık birer kaşık koyuyoruz. Üzerlerine ayrı ayrı file badem ve file fındık serpiştiriyoruz. Kalanına damla çikolata ilave edip kalan kalıplara da bu karışımdan birer kaşık koyuyoruz. Önceden ısıtılmış 175 C fırında yaklaşık 25 dakika pişiriyoruz ( bu süre ve sıcaklık fırına göre değişebilir, mesela benim emektar 175 e yükseltmeden hallediyor işi :-))

Bu şekilde tam 24 adet topkek çıktı ama... işgüzar tamirciler vardır ya, tamirat sonunda "bu parça arttı" derler hani... ben de kek karışımını artırdım:-))) 24 top kekin üstüne bi de küçük boy yuvarlak kek çıkardım. Eh bu kekler pişsin diye beklerken de işe geç kaldım:-)) Neyse ki beklememe ve geç kalmama değdi...Afiyetler olsuuuun.
25 Mart 2008 Salı
EN GÜZEL PASTA

Yeni bloğumuz ve Nazar Etkinliği, ardından 1. Ankara Buluşması derken ayın sonuna yaklaştık...Kafamda şekillendirdiğim bir sürü tarif vardı bu ay sonuna kadar yayımlanacak, öyle güzel etkinlikler vardı ki...Ama ayın sonuna 5 kala bunların kaçını gerçekleştirebilirim ya da gerçekleştirebilir miyim bilmiyorum... Dolayısıyla sevgili Sevil'in En Güzel Pasta Yarışmasına katılmam için yaptığı nazik davete karşılık verebilmek için yeni bir pasta yapma imkanım ne yazık ki olmadı. Ama Sevil'i kırmak da istemedim.
Bir ay kadar önce komşum Ayşe ablanın torunu için sipariş verdiği doğum günü pastası geldi aklıma...Henüz yayımlamaya fırsat bulamadığım tariflerden biri...Oylamaya katılmak için belki çok geç... ama benim için bu önemli değil...etkinliğe yeni bir renk katmış ve sevgili Sevil'i kırmamış olmak yeterli benim için...
Çok kısıtlı bir sürede hazırlanması gerektiği için hazır pastaban kullandığım ve pastanın kreması için gülbahçesi pastamdaki pastacı kremasının aynısını kullandım.
Pastanın üzerindeki pamuk prenses doğum günü çocuğu Gizem'in isteğiydi. Ben de klasik köprü üstünde pamuk prenses ve yedi cüceler süslemesi yerine farklı birşeyler yapıp pastanın kenarlarını da file fındık ve çikolatalı ayıcık bisküvilerle kapladım. Gizem de arkadaşları da pastayı çok beğenmişlerdi.
Daha önce yaptığım pastalara bakıyorum da, blogcu olmak ve blogcuların paylaşımlarından yararlanmak ne çok şey öğretmiş bana. Eski pastalarıma bakınca şimdi olsa şunu şöyle yapardım dediğim ne çok şey var...Fırsat bu fırsat eski blogumdaki, blogculuğa ilk göz kırptığım zamanlarda yaptığım pastaları ekleyeyim de eskisi yenisi, düzgünü eğrisi hepsi bir arada olsun. İşte ilk iki ekleme...Her zamanki gibi ilk yayımlandıkları haliyle... Birincisi İkizlerimin doğum günü pastası ...

Sonunda uzun zamandır denemeyi istediğim pastayı yaptım. Kızım sabırsız davranmasa şekli daha düzgün olacaktı ama ilk deneme için fena sayılmaz, tadı da çok güzel olmuştu :-))))
Vee kelebek pastam

Gelelim kelebek pastaya; yapımı kolay sunumu ve süslemesi de bir o kadar keyifli ve güzel. Ben Uno'nun hazır pastabanını kullandım bu pasta için. Keki ortadan ikiye ayırıp sırt sırta yerleştiriyouz, düz kenarlarının orta kısımlarından küçük birer üçggeni kesip çıkarıyoruz ve işte kelebeğimiz hazır. Arasına istediğimiz meyveyi (ben muzu tercih ediyorum) koyabiliriz. Krema olarak Dr. Oetker'in muzlu pudingi beni bile şaşırtacak kadar iyi sonuç verdi. Üzerini ister buradaki gibi renklendirilmiş krem şantiyle ister renkli şekerlerle süsleyebiliriz. İsterlerin bolluğundan anlaşılacağı üzere bu pastayı tamamen zevkimize göre şekillendiriyoruz ve sonra afiyetle yiyoruuuuz.
24 Mart 2008 Pazartesi
1. ANKARA BULUŞMASI


22 Mart 2008 Cumartesi
ELEMTERE FİŞ KEM GÖZLERE ŞİŞ : NAZAR ETKİNLİĞİ
Nazara inanır mısınız??? Biz inanıyoruz… Ne kadar inanmıyorum deseniz de mutlaka sizin de maşallah, Allah muhafaza demişliğiniz hatta “tu tu tu maşallah” diyerek adınızı lamaya çıkartanlarınız vardır. Hatta içinizde işi daha da ileri götürüp “elemtere fiş kem gözlere şiş” diye nazar kaçırmaya çalışanlar da olabilir…işte bu noktada durumu ele almaya karar verdik.Son günlerde blogcular üzerinde bir nazar dolanıp duruyor, hastalananlar, ameliyat olanlar, bilgisayarına virüs bulaşıp bilgisayarı çökenler…Biz de bir nazar etkinliği yapmaya karar verdik.
Aslında bu düşünce çok daha önce oluşmuştu, sevgili Ayşe'nin (Anneminkızıyım) ameliyat olacağını öğrendiğimde ona bahsetmiştim bu fikrimden, o da çok beğenmişti...Sonra bu fikri Sevgili Bilun ve Hülya ile paylaştım...derken etkinliklerimizi ve dostluğumuzu sürdürelim istedik ve yeni bir blog oluşturduk: BİR FİNCAN KAHVENİN 40 YIL HATIRI VAR.
Hepimizin ayrı ayrı yoğun dönemlerimize denk gelince sayfamızın, logomuzun dolayısıyla etkinliğimizin faaliyete geçmesi bir ay kadar gecikti, ama olsun geç olsun, güç olmasın ...
Artık her ay bu blogda yeni etkinliklerle birlikte olacağız. İlk etkinliğimiz NAZAR ETKİNLİĞİ…
Kimimiz nazar boncuğu deriz kimimiz göz boncuğu, kimimiz boynumuza takarız kimimiz kapımıza asarız…Hayatımızın bir noktasında mutlaka yeri vardır…Biz de istedik ki bunu yemeklerimize taşıyalım, nazar kovan yemekler, tatlılar, pastalar kurabiyeler yapalım, nazara gelmişlere şifalar pişirelim, nazardan korkmadığımızı dünya aleme gösterelim.
Sadece yemek, pasta, börek de değil isterseniz sizin tasarımınız olan, kendi yaptığınız nazar temalı elişlerini, nazarlıkları, resimleri vb. de göndererek katılabilirsiniz etkinliğe, ama mutlaka kendi
yaptıklarınız, özgün çalışmalar olmalı...Gerisi sizin yaratıcılığınıza kalmış artık…Hadi bakalım marifetli, yaratıcı, iyi niyetli bayanlar ve de baylar kolları sıvayın başlayın çalışmaya…
Etkinliğimizin son katılım tarihi 20 Nisan. Bu tarihe kadar hazırladığınız nazar konulu yemekler, pastalar , kurabiyeler ya da el işlerinizi (hatta bizim aklımıza gelmeyen ilginç tasarımlarınızı) adınızı, yaşadığınız şehir veya ülkeyi, blogunuzun adresini kahvefincani@gmail.com adresine göndermeniz yeterli. Ama 21 Nisan'dan önce kesinlikle blogunuzda yayımlamayacaksınız. Katılımcılar diğerlerinden etkilenmemeli...Kendi özgün tasarımlarını yaratmalı...Bloğu olmayan arkadaşlar da hazırladıklarını aynı adrese gönderebilirler. Bol yaratıcılık dolu günler diliyoruz ve birbirinden güzel olacağından emin olduğumuz tariflerinizi bekliyoruz.
21 Mart 2008 Cuma
PÇDS-19 VE TİRAMİSU
Bu aralar inanılmaz bir yoğunluk içindeyim, belki yoğunluk değil de koşturmaca demek daha doğru olur. Çünkü yoğun olduğunuzda bazı işleri halleder bitirirsiniz, yok benim öyle değil, koşturup duruyorum…ama arkama bakıyorum bi ton yapılacak iş duruyor. Öncelikle şu performans ödevini icat edenleri saygıyla anıyorum!.. Bu yazıyı yazarken bile yanıma çocukların biri geliyor biri gidiyor, ödev soruyorlar (duyan da on çocuğum var sanacak, ama ikiz büyütmek de kolay iş sanmayın…). Canlarım benim…Onlara da kızamıyorum ki, öyle bir yük var ki sırtlarında, yardım etsen bir türlü, etmesen bir türlü…
Belki çocukların ödevleri, dersleri, kursları peşinde koşturmasam, gönlümce blogumla ilgilenebilsem, tarifler denesem, aklımdaki pastaları yapsam, dostlarıma yorumlar yazsam, ayrıca elimdeki projeleri bir an önce çizip bitirsem, …sem,…sam kendimi daha iyi hissedeceğim. ( farkındaysanız evin halinden hiç bahsetmiyorum bile…) Ama yok… 24 saat bana yetmiyor, kendi işlerime yeterince vakit ayıramayınca da ben de asabiyet yapıyor…
En üzücüsü de yayımlamayı tasarladığım, hatta iki ara bi dere vakit bulup hazırladığım tarifleri ben yayımlamadan hemen önce başka bir blogda görmek…Hadiii bırak o tarifi sonraya, yeniden hazırlan. Malum etkinlik üstüne etkinlik…Ben katılmasam olmaz mı?.. Olmaaaaz… Kambersiz düğün olmaz. Daha eski blogtan taşınacak tarifler de var… Eee bunun bir çıkar yolu yok mu?.. Var tabii ki : “Aklındakini yap gitsin, oraya buraya bakma!” Ben de bakmadım ve bu etkinliğe Tiramisu göndermeye karar verdim.
Aslında şimdi bu yazının yerinde sizler için hazırladığımız bir sürpriz yer alacaktı, ama diyorum ya zamansızlık diye… işte o zamansızlık o süprizi azıcık erteledi… ama azıcık…Bugün yarın açıklayacağız…Biz kim mi? Onu da çok ama çoook yakında öğreneceksiniz…
Ohh, yazdım yazdım rahatladım biraz:-))) şimdi sıra sevgili Yeliz’in daveti için hazırladığım tarife geldi (eh nihayet mi dediniz, yok yok demezsiniiiiz, yoksa der misiniz… ay bugün yazı yazmakla hata mı ettim ne…).
Porselen Demlik Çay Saati Etkinliği 19’un ev sahipliğini Yemekgüncesi, yani Yeliz yapıyor, daveti için Yeliz’e teşekkür ediyor ve nihayet tarife geçiyorum:-))
Bu tarif kedidili paketi üzerinden, çok pratik ve çok lezzetli
Malzemeler:
- 200 gr. kedidili (ben 300 gr kullanıp iki kat yaptım, daha güzel oldu)
- 1 paket labne peyniri
- ½ litre süt
- 1,5 su bardağı toz şeker (çok tatlı sevmiyorsanız 1 bardak)
- 1 çorba kaşığı nescafe
- 3 çorba kaşığı tepeleme un
- 1 su bardağı ılık su
- 1 çorba kaşığı kakao
Yapılışı:
Süt, toz şeker ve un bir kapta muhallebi kıvamında pişirilir.Ateşten alınır ve içine labne peynir ilave edilerek karıştırılır. 1 su bardağı ılık suda 1 çorba kaşığı nescafe eritilir ve kedi dili ıslatılır, kaba dizilir. Islatılan kedidilinin üzerine biraz soğumuş olan krema dökülür. Eğer 300 gr kedidili kullanacaksanız bir kat daha kedidili ıslatarak döşenir, üzerine tekrar krema dökülür. Üzerine süzgeç yardımıyla kakao serpilir. Süslemek istiyorsanız, servisten hemen önce pudra şekeri kullanarak üzerine şekil verebilirsiniz. Afiyet olsuuuuunn.

19 Mart 2008 Çarşamba
MART AYININ ŞEFİNDEN HALLEY PASTALI TEŞEKKÜR

- 10 adet Ülker Halley
- 1 paket krem şanti
- 1 bardak soğuk süt
Sos için:
- 1 paket çikolata sosu
- 2,5 bardak süt
Ülker halleyler parçalanır (çok ufak olmadan) Süt ile krem şanti hazırlanır ve halley parçaları kremşantiye katılarak çukur bir kaba boşaltılır ve üstü strechlenerek buzdolabında bekletilir. Kremşanti iyice donduktan sonra pasta ters çevrilerek kaptan çıkarılır, üzerine çikolata sos hazırlanır. Üzeri isteğe göre süslenir, afiyetlee yeniiirrr.
17 Mart 2008 Pazartesi
NEŞELİ KIZARTMA
13/12/2007
Patatesleri soyarken hiç değilse kızartmayı sıradanlıktan kurtarayım diye tırtıklı hamur bıçağıyla kesmeye karar vermiştim ki, o da ne??? Kurabiye kalıpları çekmeceden ban göz kırpıyor… Hemen patatesleri şekle sokmaya başladım, o da kesmedi, havuçlara hücuuum, keşke daha büyük havuçlar alsaymışım, sadece lale kalıplar sığdı havuç dilimlerine…son olarak kabaklar da aldı nasibini şekil verme çılgınlığından. Çocuklar bayıldılar bu işe, hatta şimdiden yılbaşı sofrası için planlar yapmaya bile başladılar…
Kızartmalar tamaamm, yanına köftelerle, haşlanma suyundan ayırdığım birkaç kaşık suda açtığım bir yemek kaşığı domates salçası ve bir tatlı kaşığı biber salçasıyla tatlandırdığım erişteyi de ekledim miii kolay akşam yemeği hazııır.
Afiyet olsuuuun :-))

1)Yemeyi ve yapmayı sevdiğiniz bir yemek ?
Yukarıda da dediğim gibi en sevdiğim yemek dendiğinde aklıma çocukluğumdan beri patates kızartması gelir, pasta ve kurabiye yapmayı ve yemeği de ayrıca severim:-))
2) Evliliğiniz evlenmeden önceki beklentilerinizi karşıladı mı (Yani şimdiki aklınız olsaydı evlenir miydiniz.)?
Aslında bu fazlasıyla özel bir soru, ama ille de bir cevap vermem gerekiyorsa 14 yıllık evliyim ve de çok mutluyum
3) Seçme şansın olsaydı başka bir ülkede ya da şehirde yaşamak ister miydiniz?
Ülkemi seviyorum, yaşadığım şehri de…Şimdilik bir değişiklik yapmayı düşünmüyorum.
4) Günün en çok hangi vaktini seversiniz?
Özellikle yaz aylarında havanın sakin (hani şeker gibi derler ya) dingin olduğu akşam üzeri saatlerini severim.
Sevgili Şengül gecikme için özür dilerim.
14 Mart 2008 Cuma
PDÇS 17 ve İRMİK HELVASI

Bu tarifi eski bloğumda geleneksel tatlılar etkinliği için hazırlamıştım. Salı günü annemi kaybedeli tam iki sene oldu ve tarifi yeni bloguma o zaman aktaracaktım, ama olmadı...
Duyguların sürekli gel-git yaptığı bu yazıyı daha fazla uzatmıyorum ve Ayşegül’e daveti için tekrar teşekkür ederek tarife geçiyorum...
Malzemeler;
- 1/2 kg İrmik ( Katmer marka tavsiye edilir)
- 1 kg süt
- 250 gr margarin +50 gr tereyağ (isterseniz tamamı da tereyağ olabilir, ben öyle yaptım)
- 600 gr toz şeker
- Dolmalık fıstık
Yağı eritin ve 1-2 dak. kaynatın, fıstığı ilave edip 5 dak. kadar kavurun sonra irmiği ilave edin, yaklaşık yarım saat 45 dak. kavurun. Ayrı bir tencerede sütü şeker ile karıştırın, sıcak sütü kavrulmuş olan sıcak irmiğin üzerine boşaltın, suyunu çekene kadar kavurmaya devam edin. Dilerseniz servis yaparken üzerine çikolata sos dökebilirsiniz. Afiyet olsuuunn.
9 Mart 2008 Pazar
5 Mart 2008 Çarşamba
PÇDS-17 ve MERCİMEKLİ POĞAÇA

Porselen Demlik Çay Saati Etkinliği 16 için sevgili Aynur’un (http://papatya68.blogcu.com/) davetine katılmayı çok istemiştim ama etkinlikler arası zamanlamayı iyi yapamayınca maalesef yetişemedim. Aynı üzüntüyü tekrar yaşayıp mahcup olmamak için PDÇS 17’ye evsahipliği yapan sevgili Belgin'in davetine eski blogumdan bir tarifle katılmaya karar verdim mercimekli poğaçamı alıp Belgin’in kapısını çaldım.
Benim vazgeçilmezlerim arasında yer alan bir tarif mercimekli poğaça. İçini fazla hazırlayıp buzluğa atarak acil durumlarda kullanmak da mümkün üstelik. Tarifine gelince;
Hamuru;
- 2 yumurta (birinin sarısı üzerine)
- 1 çay bardağı sıvı yağ
- 1 çay bardağı süt
- 1 paket kuru maya
- 50 gr. Margarin (oda sıcaklığında yumuşamış)
- 3 su bardağı un
- 1 tatlı kaşığı tuz
- 1 çay kaşığı şeker
( unu azar azar eklemek lazım yumuşak ele yapışmayan bir hamur olmalı, duruma göre un miktarı ayarlanmalı)
İç için;
- ½ su bardağı yeşil mercimek
- 1 küçük soğan
- tuz
- karabiber
Yeşil mercimekler haşlanır, soğan ince kıyılır çok az yağ ile kavrulur, içine haşlanan mercimek tuz ve karabiber ilave edilerek 5-10 dak. daha kavrulur, sonra soğumaya bırakılır.
Hamur için tüm malzemeler karıştırılarak ele yapışmayan esnek ve yumuşak bir hamur hazırlanır. Hamurdan ceviz büyüklüğünde parçalar koparılır avuç içinde düzlenir ve içine mercimekli harçtan konarak şekil verilir. Yağlı tepsiye dizilen poğaçalar kabarması için 1 saat kadar dinlendirilir. 175 ºC lik fırında üzeri kızarana kadar yaklaşık 20 dak. Pişirilir.

Afiyet olsuuuuuun.
1 Mart 2008 Cumartesi
AYIN ŞEFİ VE KREMALI ARMUT TATLISI (ARBİTA)



Tarifimiz bir çeşit armut tatlısı…ARMUT, KIRMIZI BİBER,ÇİKOLATA: ARBİTA
Malzemeler:
- 4 armut
- 1 su bardağı şeker
- 2 su bardağı su
- 2 yaprak milföy hamuru ( bu 4 adet için tamamı milföylü yapılacaksa 4-5 yaprak)
Kreması için;
- 1 paket vanilya
- 2 su bardağı süt
- 2,5 yemek kaşığı mısır nişastası
- 25 gr. margarin
Çikolata sosu;
- 100 ml sıvı krema
- 80 gr. bitter çikolata
- ½ çay kaşığı toz kırmızı biber
1. seçenek kızımın isteğiydi… armutların kabukları soyulup küp küp doğranır, su ve şeker karıştırılarak armutlar haşlanır, süzülüp bir kaba alınarak ılımaya bırakılır…
Kremanın tüm malzemesi karıştırılarak muhallebi gibi pişirilir, kaynamaya başlayıp koyulaşınca ocaktan alınır ve mikserle 1 dakika çırpılır.
Mini kek kalıpları yağlanarak milföy hamurları yerleştirilir, puf puf kabarmasınlar dile çatalla delikler açılır. 175 ◦C’de hafif pembeleşene kadar pişirilir. Pişen hamurlar kalıplardan çıkarılıp soğumaya bırakılır.

Krema armut parçaları ile karıştırılır. Karışım milföyden kalıplara doldurulur.
Çikolata sos için krema ısıtılır (kaynatmadan sadece ısıtılacak) ocaktan alınıp içine parçalanmış bitter çikolata ve kırmızı biber ilave edilir hızlı hızlı çikolata eriyene kadar karıştırılır. Ilındıktan sonra kremanın üzerine çikolata sos dökülür.
2. seçenek için armutların kabukları soyulur ikiye kesilerek çekirdekleri çıkarılır ve hafifçe içi oyulur, şekerli suda haşlanır. Krema hazırlanarak haşlanan armutların içine koyulur ve üzeri çikolata sos ile süslenir.
3. ve son seçeneğimizde ise armutlar soyulduktan sonra alt kısmından oyularak çekirdekleri çıkarılır ve dolma yapar gibi içi biraz daha oyulur, şekerli suda haşlanır. Hazırlanan krema armutların içine doldurularak armutlar tabağa yerleştirilir ve üzeri çikolata sos ile süslenir.
Armut şekerli suda haşlanarak tatlandırıldığı için kreması şekersiz, kaymak tadında oluyor ve biberli çikolata sosun bu tatlıya bu kadar yakışacağını ben bile tahmin etmemiştim, süper oldu, süpeerr. Ev halkı çok beğendi, gerçi oğlum bitter çikolatayı sevmediğinden biraz mızırdandı ama kızım kahvaltı da bile yedi:-)
Hadi bakalım yorumlarınızı bekliyorum, beğendiniz mi, en çok hangisini beğendiniz…e beğendiyseniz niye oy vermiyorsunuz… e hadi amaaa etkinlik logosuna tıklayıp oylama sayfasına…ya da önce tarifi deneyip afiyetle yemeyi mi tercih edersiniz??? Afiyet olsuuunnn…
