26 Temmuz 2008 Cumartesi

TUTKU KURABİYESİ


Ben geldiiiiiiimm. Sonunda her sayılı gün gibi minik tatilimin günleri de bitti ve döndüm. Kısa süreli de olsa tatil tatildir. Tüm sorunları kafadan atmış olmak, televizyon seyretmemek, açık hava bol güneş, yüzmek...Aylardır musallat olan uykusuzluk illetinden bile tatil boyunca eser kalmadı. Önümüzdeki iki hafta boyunca işte beni bekleyen yoğun tempoyu düşünecek olursak bu kısa tatil doping oldu resmen.

Yokluğumda iyi eğitilmiş blogger yazılarımı sizlerle buluşturmaya devam etti ( ev işlerini yaptırabilmek için de bir ayarlama bulursam tam süper olacak, bulursam sizlerle mutlaka paylaşırım:)))
Bu süre içinde yorumlarını paylaşan, doğum günümü içtenlikle kutlayan herkese çok ama çoook teşekkürler. En kısa sürede ben de iade-i ziyarete geleceğim söz:-))

Gelelim tutku kurabiyeye, bu ismi vermemin iki nedeni var, birincisi tutku adıyla satılan kurabiyelere benzemesi (gerçi o biraz daha bisküvi kıyırlığında, kıyırlık, nasıl kelime ama:-))) neyse siz anladınız) ikincisi ise tutkuyla bağlanılabilecek bir lezzet olması:-)))

Çocukların kurabiye krizine girdiği bir gün yapmıştım bu kurabiyeleri, çoğu zaman olduğu gibi tarifle birazcık oynayarak ama sizlere aktarabilmek ( ve de daha sonra tekrar aynı lezzeti yakalayabilmek) için ölçüp tartıp bir yerlere not alarak...


Malzemeler;


  • 1 yumurta

  • 2 yemek kaşığı sıvı krema

  • 1 yemek kaşığı mısır nişastası

  • 150 gr. margarin (oda sıcaklığında)

  • 1/2 su bardağı pudra şekeri

  • 2,5 su bardağı un

  • 1 çay kaşığı vanilya

  • 1 paket kabartma tozu

  • 1 tutam tuz

  • Nutella

Önce yumurta, krema, tuz ve margarini karıştırıyoruz. Mısır nişastası ve pudra şekerini ilave edip karıştırdıktan sonra vanilya, kabartma tozu ve unu eleyerek ekliyoruz. Yumuşak ama ele yapışmayan bir hamur elde ediyoruz. Hamurdan ceviz büyüklüğünde parçalar kopartarak avcumuzda yassılaştırıyoruz, orta kısmına 1 çay kaşığı Nutella koyuyoruz ve kapatıyoruz. Yağlı kağıda dizdiğimiz kurabiyeleri 170 'de hafif pembeleşene kadar pişiriyoruz.


Nutellanın başdöndürücü akışkan kreması ile uyumlu kıyır kıyır kurabiyeleri sıcakken yerseniz tadını daha yoğun alabilirsiniz.


Ben hamurun yarısını ayırıp damla çikolata ilave ettim. İki farklı şekil de birbirinden lezzetli oldu.
Afiyet olsuuuun.

24 Temmuz 2008 Perşembe

DAMALI PASTA


Çocukluğumda anneannemin komşusu yapardı bu pastayı, o zamanlar hayran kalmış ve bir o kadarda şaşırmıştım. Seneler sonra öğrendim nasıl yapıldığını, aslında çok da kolaymış... Günümüzde herşeyin kestirmesi ve kolayı olduğu gibi bu pasta için de kalıplar yapılmış, ama bana sorarsanız tamamen gereksiz bir masraf. Şöyle ki; bu pastayı yapmak için biri kakaolu biri sade iki tane pandispanya ya ihtiyacımız var, ister kendiniz yapın ister hazır pastabanlardan kullanın. Kekleri ortasından kesip, her katı aşağıda resimlediğim gibi iki farklı büyüklükte kase yardımıyla kesin. Sonra bir kakaolu bir sade olacak şekilde iç içe geçirin. İç içe geçirirken de arasına krema sürerseniz keserken parçalarda hiç ayrılma olmaz.




Katların arasına krema sürüp ( isterseniz damla çikolata, muz vs. koyabilirsiniz) ikinci katı kapatırken kakaolu parçanın üzerine sadenin denk gelmesine dikkat edin. Bu şekilde pastayı tamamladıktan sonra üzerini dilediğiniz gibi süsleyebilirsiniz.


Afiyet olsuuuuuunn.

22 Temmuz 2008 Salı

BUGÜN BENİM DOĞUM GÜNÜM


İyki doğğğduuum beeennn, iyki doğdum beeeeen, iyki doğdum, iyki doğdum, iyki doğduuum beeeeeen:-))) (bilgisayarınızın ayarlarıyla oynamayın, yazım hataları şarkı formatında düşünmekten ve şarkı efekti yaratmak için bilinçli olarak yapılmıştır, okurken siz de melodili okudunuz dii miii:-)))

Bugün benim doğum günüm. kocamaaan oldum. Yirmilere gelene kadar bir türlü geçmek bilmeyen zamanın, yirmilerden sonra su gibi akıp giderken otuzlarda depar atmaya başlaması ne üzücü. Tam da hayatı anladım, öğrendim sindire sindire yaşayayım derken hoooop kayıp gidiyor zaman. "Daha doğumgünümü yeni kutlamamış mıydım ben?" Yaşlandıkça zamanın hızına yetişemez mi oluyoruz ne?

Olsuun yaşam her haliyle her zaman güzel, yeter ki yaşamayı, keyifle, sindire sindire yaşamayı bilelim.



Aslında doğumgünüm için kendime bir pasta yapmayı ve burda onun resmini yayımlamayı planlamıştım. Tatil planlarında ufak bir değişiklik yapıp bu tarihte mini bir bir tatil yapmaya karar verince pasta suya, ben denizeeeeee. Siz bu satırları okurken ben kızgın kumlardan serin sulara atlıyor olacağım hehehheeehheee.

Yeterince Ankara'yı bekledim dii mi ama, ufak bir kaçamağı hakettim, bu da benim doğumgünü hediyem olsun:-)))

20 Temmuz 2008 Pazar

MAHLEPLİ KURU PASTA


Madem bu sıcakta Ankara'yı bekliyorum bari eski blogumda kalan tarifleri de buraya taşıyayım artık dedim ve yeni tariflerin arasına birer ikişer eski tariflerimi de eklemeye karar verdim, ta ki hepsi bir sayfada buluşuncaya kadar... Derkeen planlarda ufak bir değişiklik oldu ve 5 günlük minik bir tatil için Kemer'e gitmeye karar verdik. Ama bu sürede yayımlanması gereken postları tarihlerine göre ayarladım ve ben yokken de hep aynı tarifi görmek zorunda kalmayacaksınız:-)
(laf aramızda aslında bu yazıda ben tatildeyken yayımlanacak:-)))))))))

Eveeet gelelim kuru pastamıza...

Çayın yanında mis gibi kıyır kıyır kuru pasta, hem de malepli. Mahlebin daha pişerken fırından yaydığı kışkırtıcı koku rejim, perhiz falan dinlemiyor...
İşte hiç tereddütsüz misafirlerinize hazırlayabileceğiniz pratik bir tarif. Yalnız şekil verirken çok özenmeyin ki hazır almadığınıza, sizin yaptığınıza inandırmak için yemin billah etmenize gerek kalmasın:-)))


Malzemeler:

2 bardak un
1 kahve fincanı sıvı süt kreması
120 gr. margarin (yumuşak)
1,5 tatlı kaşığı mahlep
1/2 tatlı kaşığı tuz
1 yumurta (sarısı üzerine sürülecek, akı ile de renkli bezeler yapılabilir, onun tarifi de yakında...)
Üzerini süslemek için çörekotu, susam veya mavi haşhaş
Yapılışı:
Oda sıcaklığında yumuşatılmış margarin, sıvı krema (ben genellikle Pınar'ın 200 ml.lik paketini tercih ediyorum), tuz ve mahlep iyice karıştırılır. Un elenerek bu karışıma katılır, unun cinsi kıvamı etkileyeceğinden unu azar azar eklemekte fayda var. Hamurun kıvamı tok, çocukların oyun hamuru kıvamında olmalı (ikiz annesi olunca tarifler de böyle oluyor işte:-)).
Hamur, stretch filme sarıp 1 saat buzdolabında bekletilir. Şekil vermek için ister küçük parçalar kopartarak pastanelerdeki gibi şekil verebilir isterseniz hamuru yarım cm. kalınlığında açıp kurabiye kalıplarıyla keserek şekil verebilirsiniz.
Kurabiyeler yağlı kağıt serilmiş fırın tepsisine dizilir (şu yağlı kağıdı icat edenden Allah razı olsun). Üzerine yumurta sarısı sürülerek isteğe göre çörekotu, susam veya mavihaşhaş serpilir. Mavi haşhaş lezzet olarak gerçekten çok yakışıyor. 170 C'lik fırında üzeri kızarana kadar yaklaşık 20 dak. pişirilir.
Dilerseniz mahlep yerine kırmızı biber de koyabilir ya da sade yapabilirsiniz.

Afiyet olsuuuun...

18 Temmuz 2008 Cuma

HEDİYELİK KURABİYELER

Hayatın koşturmacası insanı bazen istemese de hazırcılığın kollarına bırakır. Yemek yapmaya fırsat bulamayız, çıkar hazır alır yeriz. Öremeyiz, dikemeyiz hazır alırız. Çünkü vaktimiz yoktur, sabrımız kalmamıştır ya da zaman, evet hiç bir şeye yetiştiremediğimiz zamanı böyle şeylere harcamak istemeyiz. Sevgimizi, minnetimizi göstermek için bile hazır alınmış bir buket çiçeğin arkasına saklanırız bazen.

Çocukluğumuzda kendi ellerimizle hazırladığımız kartların, resimlerin annemiz için ne kadar kıymetli olduğunu, senelerce çekmecesinde saklandığını unuturuz.

Bir an gelir ki herşeyin hazırına kendimizi kaptırdığımızı anlarız ve yeniden kıymetlenir evde yapılan pastalar, börekler ve kendi elimizle hazırlanan hediyeler.
Benim çocukluğumda eve gelen misafire pastane işi hazır birşeyler çıkartmayı ayıp sayardı büyükler, evde hazırlananlar her zaman tercih edilirdi.
Bu yayımlanması gecikmiş kurabiyeler de Bücürkent Anaokulu'nun annelergünü için hazırlanmıştı. Anneler gününde genelde çocuklar annelere hediye verir. Ama bu sefer anneler evde birşeyler hazırlayıp getirecek diğer annelere ve çocuklara ikram edecekti.



Biz de çocuklar için hayvan figürlü, anneler için çiçek ve kalp şeklinde kurabiyeler hazırladık. Kurabiyeleri beraber hazırladığım arkadaşımın oğlu Barış da anaokulunun müdavimlerinden, dolayısıyla bu durumda bir hazır alma olayı yok:-))))Anne bizzat çalıştı bu kurabiyeler için:-)))
Kreşteki kutlamaya ben de gitmiştim. Anneler de, çocuklar da kurabiyeleri çok beğendiler.

Kurabiye yapmayı çooooook seviyorum.

16 Temmuz 2008 Çarşamba

SODALI EKMEK

Bu aralar sıcaktan tembelliğim mi tuttu ne bir heves başladığım ekmek yapma işini savsaklamaya başladım. Ekmek kokusunun dayanılmaz çekiciliği kilo verme derdinin dayanılmaz ağırlığına yenik düştü herhal. O buram buram kokarken "yok ben almiiim rejimdeyim" denmiyor ki... Bari eskilerde yaptığım bir tarifi paylaşayım sizinle;

1 kap ölçek su (oda sıcaklığında)
1/8 kap ölçek soda
2 yemek kaşığı zeytinyağ
3 kap ölçek un
1+1/4 tatlı kaşığı tuz
2 yemek kaşığı şeker
1+1/4 tatlı kaşığı Maya (aktif kuru)

Bir kenarda içilmeyi bekleyen soda şişelerine gözüm takılınca aklıma geldi sodalı ekmek yapmak, fena da olmadı. Soda ekmeğin daha güzel kabarmasını sağladı.Sonuçta pofuduk, yumuşacık, bembeyaz bir ekmeğim oldu. Resimde tepesi biraz çökmüş görünse de o benim aceleciliğimden oldu, soğumasını beklemeden kesmeye kalkmasaydım görüntüsü de gayet güzeldi...
Malzemeyi sırasıyla makineye koyup temek ekmek programında (1) kabuk rengi orta, 900gr. ayarıyla pişirdim.
Elbette ekmek makinede pişirilecek diye bir şart yok. Makine hamuru karıştırıyor, e eller ne işe yarıyor, yoğur, karıştır, makine hamuru mayalıyor, koy sıcak bir köşeye bekle mayalansın, makine pişiriyor, bi zahmet şekil verip fırına koy pişsin... Ama yok benim gibi işin kolayına kaçayım, ben malzemeyi koyup gerisine karışmayayım, o arada diğer işlerimi halledeyim, ekmek de el değmeden pişsin diyorsan ekmek makinası tam sana göre:-))) Afiyet olsuun...

15 Temmuz 2008 Salı

MİCKEY MOUSE PASTA-1

İşte bu pasta da Minik Murat için yapılan pasta. Murat 3,5 yaşında ve pasta babaannesinin ona süprizi. Torun sevgisi başka derler ya, işte Ayşe hanım da öylesine düşkün torunlarına. Sürekli onlar için birşeyler hazırlıyor, dikiyor, örüyor...Sırf yüzlerindeki mutluluğu görmek için özel bir günün gelmesini beklemeden pasta siparişi veriyor...
Biz de aldık çocukların dergilerini elimize, elimizden geldiğince benzetmeye çalışarak bu miki mouse lu pastayı hazırladık onlar için.
Bu büyüklükte miki mouse resmi bulamadığımızdan kalıp çıkarma şansımız olmadı,kalıpsız, kendim şekil vererek yapmak zorunda kaldım, sanırım başarılı da oldum. Siz ne dersiniz???


Herkese, süprizlerle yüzlerini güldürecekleri sevenlerinin olduğu bir yaşam dilerim.

11 Temmuz 2008 Cuma

PAPATYALAR VE UĞURBÖCEKLERİ

İYİ Kİ DOĞDUN DEFNEEEE Bu pasta kızımın sınıf arkadaşı sevgili Defne'nin doğum günü için yapıldı. Hani şu siparişini aldıktan sonra merdivenden uçuşa geçtiğim pasta bu pasta işte:-))


Söz ağızdan bir kere çıkar...Yaparım dediysem kolu da kırsam kafayı da o pasta yapılacak...Aslında bu sayede güzel de bir ortaklık başlamış oldu. Arkadaşım Sibel pastanın yapımında büyük bir zevkle bana yardımcı oldu ve bu işten öyle keyif aldık ki bundan sonra da beraber çalışmaya karar verdik. Pasta yapmak kesinlikle bağımlılık yapıyor:-)))

Defne'nin annesi sevgili arkadaşım Fatma ile pastanın şekli hakkında karar vermeye çalışırken Defne'nin ağzını arama işini de kızım üstlendi. Defne'nin üzerinde beyaz papatyalar olan bir pasta hayal ettiğini öğrenince Fatma da uğurböceklerini çok sevdiğini söyleyip kendisi için de uğurböceği istedi. Eee kelebekler de benden olsun...

Glikozla yaptığımız çiğ damlaları ile tam bir bahar pastası oldu.
Kutlama okulda yapılacaktı ve bu da beni fazlasıyla heyecanlandırdı. Bir sınıf dolusu çocuk, diğer sınıflardan gelen çocuklar, öğretmenler..
Elimizde pastayla sınıfa girdiğimizde pastanın görünümü kısmını başarıyla atlattığımızı anladım, zira çocukların beğenisi ve hayranlığı yüzlerinden okunuyordu.
Pastanın tadına bakan çocukların çok beğendiklerini ifade eden sözlerini duymak ise tüm yorgunluğumu aldı götürdü.


Sevgili Defne'ye önündeki uzun yıllarda sevdikleriyle birlikte sağlıklı, mutlu, başarılı, güzel günler dilerim.


3 Temmuz 2008 Perşembe

ELMALI KURABİYE ve PDÇS-26


Evde bir türlü yenmeyen 3 tane elma sonunda elmalı kurabiye oldu. İyi ki de oldu, ben yaptım diye demiyorum, bir elmalı bu kadar mı güzel, bu kadar mı kıyır kıyır olur:-))) Son dakika ev halkından kurtardığım 3 tanenin fotoğrafını çekmeyi başarabildim.
Aslında arkadaşımdan aldığım tarifi deneme niyetiyle başladım işe ama yine dayanamayıp kendimce eklemeler yaptım ve bu tarif çıktı ortaya. Birkaç ay önce bir pastaneden (isim vermiyim reklama girer :-))))aldığımız elmalı kurabiyelere bayılmıştım, kıyır kıyır, nasıl böyle ağızda dağılıyor...ama soramadım tarifini tabi ki...Ayıptır söylemesi (niye ayıpsa...) benimkiler onlardan bile güzel oldu:-)

Bu kadar tavazudan sonra gelelim sevgili Huriyenin PDÇS-26 etkinlik daveti için hazırladığım elmalı kurabiyenin tarifine...

Hamuru;
  • 1 yumurta
  • 1 çay bardağı zeytinyağ
  • 1 çay bardağı sıvı krema
  • 50 gr. margarin (oda sıcaklığında)
  • 1 paket kabartma tozu
  • 1 çay kaşığı vanilya
  • 1 yemek kaşığı pudra şekeri
  • 1 tutam tuz
  • 2,5 su bardağı un

İç harcı;

  • 3 elma
  • 1 yemek kaşığı şeker
  • 1 çay kaşığı tarçın
  • 1/2 su bardağı ceviz

Üzeri için; pudra şekeri

Yapılışı;

Hamur için un hariç tüm malzemeyi iyice karıştırıyoruz, sonra unu eleyerek ilave ediyoruz. Yoğurarak ele yapışmayan ama yumuşak bir hamur elde ediyoruz. İç harcı hazırlayana kadar hamuru buzdolabında dinlendiriyoruz.

İç harcı için elmaları rendeleyip tavada soteliyoruz. Elmalar suyunu çekmeye başlayınca 1 kaşık toz şeker ilave edip kavurmaya devam ediyoruz. Son olarak tarçını ve dövülmüş cevizi ilave edip 1-2 dak. daha soteleyip soğumaya bırakıyoruz. Harç soğudukran sonra hamuru dolaptan çıkartıyoruz, ceviz büyüklüğünde parçalar kopararak avucumuzda bastırıp düzleştirerek ovalleştiriyoruz, arasına harçtan koyup kapatıyoruz.170 C sıcaklıkta üzeri kızarmadan hafif pembeleşinceye kadar pişiriyoruz.

Soğuduktan sonra üzerine pudra şekeri serpiyoruz.
Afiyet olsuuun.

30 Haziran 2008 Pazartesi

BİR YASTIKTA 40 YIL PASTASI (YATAK PASTA-1)


Eveeeet, aylar sonra nihayet yeni bir tarif ekliyoruum. O kadar çok tarif birikti ki bekleyen, ben de madem öbürleri haftalardır (hatta aylardır:-))) bekliyor bari bunu zamanında yayımlayayım dedim ve 'Bir yastıkta 40 yıl' pastasıyla başladım.
Adından da anlaşılacağı üzere bu bir 'evlilik yıldönümü' pastası. Geçtiğimiz cumartesi günü bitanecik ablamın (ve dolayısıyla enişkomun) evlilik yıldönümüydü. Ben de onlara böyle bir pastayla süpriz yaptım. Pastanın üzerinde onlar olur da bitanecik kızları(hepsi de bitanecik valla:-)) , güzel yeğenim Aylişim olmadan olur mu hiç? Onu da aralarına yatırdım:-)))

Canlarıııııım, el ele, diz dize, gönül gönüle, mutlu, sağlıklı nice uzun yıllar dilerim. 40. yıl pastanızı da yapmak kısmet olur inşalllllaaah... Pastaya başlamada bir zamanlama hatası yapınca biraz aceleye geldi, detaylarla ilgilenmeye vakit kalmadı, aceleden kaş kirpik bile yapmayı unutmuşum. Ama yine de onlar da ben de sevdik pastayı. Hele çocukların pastayı ilk gördüklerindeki tepkileri, övgüleri tüm yorgunluğuma değdi. Her zaman söylerim; en dürüst eleştirmen çocuklardır, onlar beğendiyse tamamdır.
Pastanın içi çilekli ve parça çikolatalı. Bu ne kadar çok çikolata demeyin, bittter ve sütlü çikolata birbirini dengelediği ve şekeri de fazla olmadığı için baygın bir tadı olmuyor. Çilekle birlikte çok uyumlu bir lezzeti oluşturuyor.

Genelde doğramaya üşendiğimden pastanın içini çilekli yapmazdım ama bu sefer bir yardımcım vardı:-))) Kolum alçıdayken televizyon karşısında geçirdiğim miskin günlerden birinde gözüm Shopping TV'de bir ürüne takılmıştı. Alayım, almayayım, alsam mı, almasam mı derken hayatımda ilk kez televizyonda gördüğüm bir ürünü almak için telefonun tuşlarına basarken buldum kendimi.

Siparişi verdim ama içim içimi yiyor, ya abuk sabuk bişeyse, ya işime yaramazsa...


Sonunda ürün geldi ve ilk kez bu pastayı yaparken kullandım. 'Aferin bana, ama aferin bana...Ne iyi etmişim de almışım. Ve işte o ürün; "Nicer Dicer"...Çilekleri üstüne koy bastır, tııırt çilekler doğrandı. Mantarları koy, bastır doğransın, havucu koy bastır doğransın...
Yıldönümünden pastaya, pastadan Nicer Dicer'a
Hadi bakalım yazının sonunu bağlayabilirsen bağla...
Efendim, her ne kadar sürç-ü lisan ettiysek af ola,
Bu yazı da böylece son bula:-)))))))


İSTANBUL-ANKARA BİRARADA


Tam da 'ikinci buluşmaya katılamadım, artık herkes tatile gider sonbahara kadar buluşma falan olmaz' diye hayıflanırken Ankara grubundan bir mail geldi. Başka bir şey dilesem olacakmış... ( yok valla tercihimi başka dilek için kullanmazdım, sonuçtan çoook memnunum).
Sevgili Gönül'ün (eyvahyemekyandıocakbattı) Ankara'ya gelmesi bu buluşmaya vesile oldu. Bu sayede tüm sıcaklığıyla Gönül'ü de tanıma fırsatı bulduğuma çok mutlu oldum.
Sevgili Hülya, Betül, Pınar ve Aysel'i tekrar görmek çok güzeldi.
Biraraya gelinir de bu an ölümsüzleştirilmez mi...Hepimizde tam techizat, garsonlardan birini kurban seçip tutuşturduk makineleri eline, 'bi de bununla çek, bi de bununla...' Garibim şaşkın şaşkın 'hayatımda hiç bu kadar fotoğraf çekmemiştim' diyerek bastı deklanşörlere. Ben de arkadaşlarımın kararına uyarak, ki bana göre de böylesi daha uygun, resimde yüzleri flulaştırdım. Sevgili Betül, yolları ayrılmış sevgililer gibi kesmiş resimleri, Gönül 3. sayfa haberi gibi bantlamış, Aysel realityshow haberi gibi flulaşırmış :-)))))benimki de kezzap atılmış gibi oldu:-P Ama ne kadar güzel vakit geçirdiğimizi anlamak için yüzlerimize bakmaya hiiiç gerek yok.
Dedikodular yapıldı, kulaklar çınlatıldı, canlı telefon bağlantıları yapıldı...Sıcacık, dopdolu, keyifli sohbetlerin yapıldığı bir kaç saat hiçbirimize yetmedi. Tatil sonrasında güzel dostlukların pekiştirileceği, bu keyifli buluşmaların tekrarlanmasına karar verildi.
Bir dahaki buluşmada görüşmek üzere herkese kocamaaan sevgilerr...

21 Haziran 2008 Cumartesi

ETKİNLİK HEDİYELERİM



Uzuuunca bir aradan sonra yeniden merhaba...Nihayet kolumdaki koca alçıdan kurtuldum, ama kolumun eski sağlığına kavuşması biraz daha zaman alacak (fizik tedavi falan...) Ama artık daha sık yazabileceğim, bu dönem içinde sağlığımı soran, 'nerdesin, özledik' diye mesaj atan arkadaşlarım sayesinde bir kez daha bu blogu açmakla çok doğru bir şey yaptığımı anladım...

Hayatıma renk ve yeni açılımlar katmasının yanı sıra (yeni açılımlardan sonra bahsedeceğim:-)) öyle güzel dostluklara da vesile oldu ki...

Öyle çok şey birikti ki yazacak...tarifler, resimler, haberler... Öncelikle çok geciktirdiğim etkinlik hediyelerimi yayımlamak istedim. İlk etkinlik kahve-kitap ve çikolata keyfi etkinliği...Hediyelerim Ankaralı blogcu arkadaşım Asiye'den geldi...Kapıda kargonun kağıdını görünce nasıl heyecanlandım anlatamam, ilk kez böyle bir etkinliğe katılıyordum...Asiye'nin sıcacık mesajlarının yer aldığı paket sanki hayatımda aldığım ilk hediyeymiş gibi mutlu etti beni...


Sevgili Asiye, Ayşe Kulin benim keyifle okuduğum yazarlardan biri ve fincanı her kullanışımda senin kulaklarını çınlatacağım, belki bir gün karşılıklı içeriz kahvelerimizi, ne dersin?...Çok teşekkür ederim ve gecikme için de özür dilerim.

Not: Bu etkinlikte bana Tadına doyamadım-Dilek çıkmıştı. Sevgili Dilek'e mesaj atarak, hediyelerin eline ulaşıp ulaşmadığını sormuştum ama aldığım kitabı mı, fincanı mı yoksa tavşan şeklindeki çikolatayı mı sevmedi bilinmez, ne bir cevap yazdı ne de hediyeleri yayımladı:-(( Keşke hiç değilse eline ulaşıp ulaşmadığını bildirseydi...

İkinci etkinlik Sevgili arkadaşlarım Selcen ve Evren'in düzenlediği Anneler Günü Etkiniği 'Kalpten Gelen Güzellikler' idi.

Gecikmeli de olsa tüm annelerin anneler gününü kutlarım...



Bu zarif ve orjinal fincanı sevgili arkadaşım Hande (Sarı Mutfak) almış bana. Tüm içtenliği ve sıcaklığıyla yazdığı satırlar kadar tatlı çikolatalarla da beni çok mutlu etti. Teşekkürler arkadaşım, gerçekten çok beğendim.

Not: Bu etkinlik için bana mukonun günlüğü blogunun sahibi Mukadder çıkmıştı. Sevgili Muko ya etkinliğin adıyla uyumlu olsun diye kalp şeklinde ve üzerinde yine kabartma kalpler olan bir vazo almıştım ve şeker hamuru ile kaplı, üzerinde 'Mukonun Günlüğü' yazan kalp şeklinde kurabiyeler hazırlayıp göndermiştim. Ama ne yazık ki, MNG Kargo ile gönderdiğim hediyem arkadaşımın eline sağlam olarak geçmemiş:-((( Öyle reklamlarda loca sistemi ıvır zıvır edebiyatı yapan MNG Kargo vazoyu paramparça olarak teslim etmiş. Yaptığım şikayetlerden de bir sonuç alamadım, 'kırılacak malzeme için biz sorumluluk kabul etmiyoruz' deyip geçtiler. Sağolsun sevgili Muko 'kurabiyeler çok güzeldi, üzülme...' diyerek beni avuttu ama benden söylemesi; özellikle kırılacak birşey gönderecekseniz ASLA MNG Kargo ile çalışmayın!

Eveet iyisiyle kötüsüyle iki etkinlik de böyle geçti. Şimdilik bu kadar:-))))


Herkese sevgiler...


1 Haziran 2008 Pazar

BENDEN HABERLER...

İşte geldim, burdayıııım… Biliyorum çok uzun zaman oldu, ama bu kadar uzun süre kaybolmamın nedeni ne yazık ki sadece işlerimin yoğunluğu değildi. Öyle olsa napar eder arada iki satır yazıverirdim.
Yazılarımı takip edenler bilir, son zamanlarda o kadar çok aksilik üst üste gelmişti ki…Hatta bunun için bir Nazar Etkinliği bile yapmıştık…Ama o etkinlikle hepten nazarları üstümde toplamış olmalıyım ki, Nisan ayının son günü en büyük aksilikle bir jübile yaptım (Jübile diyorum, çünkü bu kadar aksilik yeter artık, bu son olur umarım)
Arkadaşım Sibel’in evinde minik Murat için hazırlayacağımız pastanın heyecanıyla pastayı hangi modelde yapacağımızı kararlaştırıyorduk…O sırada telefonum çaldı, sevgili arkadaşım Fatma kızının doğum günü pastasını benim yapıp yapamayacağımı sordu, memnuniyetle kabul ettim.
Yeni pastanın haberini vermek için alt kata, arkadaşımın yanına inerken…
Sakarlık mı desem, dikkatsizlik mi, yoksa ‘olacağı varmış’ diye suçu kadere mi atmalı bilmem ama 7-8 basamağı teker teker inmek yerine hooooop ayağımın kaymasıyla kendimi paldır küldür 2 sn. içinde alt katta buluverdim, ve tabii ki yatay bir durumda…
Sonraki dakikalar hayal aleminde gibi geçti…Kendimi hastanede doktorun ‘şimdilik ameliyata gerek yok, ama…’ diye devam eden açıklamasını dinlerken buluverdim. Şimdilik mi, nasıl yani?…
Sağ kolumun üzerine düşmüştüm ve kolum dirsekten kırılmış, kırılan kemik yerinde kaldığından ameliyat etmeden uzun bir alçı süreciyle iyileştirme ihtimali varmış, ama bu arada kemiğin yerinden oynamamasına dikkat etmeliymişim, yoksa başa dönüp ameliyat etmek gerekirmiş…Şaka gibiydi her şey. Kolumu omuzdan parmaklarıma kadar alçıya aldıklarında bile sanki rüya görüyormuşum da uyanınca her şey normale dönecekmiş gibi hissediyordum. Ta ki, akşam olup da vücudumdaki diğer ezikler ve koca alçı yüzünden uyuyamayıncaya kadar…
Bu süre içinde blogumu çok ihmal ettim biliyorum ama uykusuzluk yüzünden tansiyonum da oynamaya başlayınca ve de kullanabileceğim sadece sol elim kalınca ancak öncelikli olan diğer işlerle ilgilenebildim. Her iş normalde yapabileceğimden 2-3 kat uzun zaman alıyor çünkü.
Bu yazıyı kolum açıldıktan sonra yazmayı ve artık iyileşiyorum müjdesini vermeyi planlamıştım. Ama son kontrolde henüz kaynamanın olmadığını 2 hafta daha beklemem gerektiğini öğrendim. Kolum ne yazık ki hala alçıda, tek tesellim hala kemiğin yerinde duruyor olması… Son günlerde arkadaşlarımdan beni iyice merak ettiklerini belirten mesajlar çoğalınca arkadaşlarımı daha fazla merakta bırakmamak için durumu açıklama ihtiyacı duydum.
Bazı arkadaşlarım durumdan haberdardılar ve iyi dilekleriyle bana moral verip destek oldular. Başta her türlü desteği ile beni hiç yalnız bırakmayan can arkadaşım, adaşım, ortağım Sibelciğim, sık sık arayarak moral veren, destek olan sevgili İlkerciğim, Hülyam ve Özaycığım olmak üzere geçmiş olsun dileklerini ileten tüm arkadaşlarıma çok teşekkür ederim. İyi ki varsınız…
Diğer gelişmeler; söz verilmiş ve her şeye rağmen hakkıyla yapılmış pastalar, bloguma gelen ödül, etkinlikler… bir sonraki yazıya, artık sol elim çok yoruldu…
Hepinizi sevgiyle kucaklıyorum.

29 Nisan 2008 Salı

GÖKKUŞAĞI KEK


Sevgili arkadaşlarım, bu aralar sizleri çok ihmal ettiğimi biliyorum...Ne olur bana kızmayın...en yakın zamanda tam gaz aranızda olacağım ama bir süre daha yoğunluğum devam edecek gibi görünüyor...Bu süre içinde eski blogumdan bu tarafa aktaramadığım bir kaç tarifi ekleyeceğim.

Tarife geçmeden önce dostluk haftası mesajı gönderen tüm arkadaşlarıma çok çoook teşekkür ediyorum, aynı hafta içinde size mesaj gönderme fırsatım olmadı belki ama ben de sizleri çok seviyorum, sizler de iyi ki varsınız.


Gökkuşağı kek benim ilk gözağrım...İlk blogumu açtığımda yazdığım ilk tarif... ilk yorumlar... ilk merhaba ve ilk dostluklar...


İşte görünümü kadar tadıyla da etkileyici bir kek. Ablamın tarifine gıda boyasıyla oynama merakım eklenince ortaya bu süper kek çıktı.İşte tarifi;

Malzemeler:
3 yumurta
1 su bardağı şeker
1 su bardağı yoğurt
1 su bardağı sıvı yağ
3 su bardağı un
1 paket vanilya
1 paket kabartma tozu
1/2 su bardağı damla çikolata
gıda boyası
Sırasıyla tüm malzemeler (damla çikolata ve gıda boyası hariç) karıştırıldıktan sonra hamur 3 veya 4 parçaya ayrılır ve her parçaya farklı renkte gıda boyası katılır. Yağlanmış kek kalıbına renkli hamurlar sırayla dökülür, 2 renk hamurdan sonra damla çikolata serpiştirilerek kalan hamurlar da sırayla kalıba dökülür. 175 C fırında 35-40 dak. pişirilir. Afiyet olsun...

22 Nisan 2008 Salı

NAZAR ÇİKOLATA TOPLARI (Truffle)

Uzun bir aradan sonra nihayet yeniden burdayım. Yazacak öyle çok şey birikti ki, nerden başlasam bilmiyorum... Malumunuz blogcuların yaşadığı şanssızlıklar, aksilikler, hastalıklar öyle üst üste gelmişti ki, bizler de (Ben, Hülya ve Bilun) bir nazar etkinliği düzenlemeye karar vermiştik. Nazardan çok bahsetmek daha mı çok nazara getirdi bilinmez ama etkinliğin hazırlık dönemince de aksilikler peşimizi bırakmadı...Üçümüz de (ve bir çok blogcu arkadaş daha) ard arda hastalandık, bizim hastalıklarımız bitti, yakınlarımız hastalandı... İşler beklenmedik şekilde yoğunlaştı... Hadi arada etkinlik için bişeyler hazırlayayım dedim...Ara ki mavi boya bulasın...Etkinliğin bitimine 4 gün kala mavi gıda boyama kavuştum. Satıcı boyaya gösterdiğim bu anlamsız tezahürata ve sevince bir anlam veremedi tabii...
Kendi düzenlediğimiz etkinliğe hazırlanmak için son üç günde parça parça vakit bulabilmek doğal olarak bünyeye biraz asabiyet yaptı ... Neredeyse tüm hafta sonu adlandırılamayan (ben adını koymuştum çoktan ama evdekilerin haberi yok)bir sinirlilik durumu yaşadım. Cumadan çikolata topları için pandispanyamı yaptım, robottan geçirip ufaladım ve buzdolabına kaldırdım.

Cumartesi günü biraz sakinleşmeme yardımcı olan çok keyifli bir öğlen yemeği yedim... Üye olduğum http://www.ikizanneleriyiz.biz/ grubunun Ankaralı ikiz anneleri 4. bluşmasına katıldım. Kimiyle yeni tanıştığım, kimiyle önceki buluşmadan tanışık olduğum birbirinden tatlı, sıcak, hoşsohbet hanımlarla yenen bu güzel yemeğin ardından eve geldim ve çikolata toplarının çikolata kaplamalarını hazırlamaya başladım...

100 ml sıvı kremayı ısıtıp, ocaktan aldıktan sonra içine küçük parçalara ayırdığım 80 gr. sütlü çikolatayı ilave edip eriyene kadar karıştırdım (çikolata miktarını biraz daha fazla veya kremayı daha az koysam sanırım daha çabuk sertleşecekti) Karışımı önceden robotta ufaladığım kek parçalarıyla karıştırıp sertleşmesi için dolaba kaldırdım...Beklerken duramadım, şeker hamurundan boncuklar yapıp kendi çapımda eğlendim (mavi boyayı satan adam bi de bu hallerimi görseydi...)


Çouklara minik pastacıklar yapmak için ayırdığım ufak kek parçalarıyla yaptığım pastacıkları bu boncuklarla süsleyip çocukları da eğlendirdim.


Sabırsızlığıma yenik düşerek aynı ölçülerle, bu sefer beyaz çikolata ile hazırladığım çikolatayı üçe bölüp sarı ve mavi renk gıda boyasıyla renklendirdim ve yeterince donmalarını beklemeden boncukları yaptım (sabretmeyen derviş daha düzgün boncuklarla muradına erememiiş..)
Nihayetinde son gün çikolata toplarım hazırdı...Başına nahoş bir kaza gelen cep telefonumun ardından nihayet aldığım yeni fotoğraf makinemle resimlerini çektim ama bilgisayara aktarıp yazımı hazırlamaya fırsat bulamadım...
Etkinlik günü geldi çattı ama benim yazı hala hazır değil...Akşam olmuş ben ha babam resim hazırlamaya çalışıyorum ki, etkinlik için gelen tarifleri hazırlayıp yayımlayalım...Tam resimleri ayarladım kaydetmek üzereydim ki, canım ülkemin güzel başkentinde elektrikler kesildi, benim emeklerim de aynen çöpe gitti. Yaklaşık 2 saatlik mini! bir kesintinin ardından gecenin bir vakti yazımı yazmayı başarabildim...
Bu işten en karlı çıkanlar da, 3 günde fasılalı olarak hazırlanan çikolata toplarını 3 dakikada mideye indiren çocuklar oldu...

Dilerim bu etkinlikle birlikte tüm aksilikler son bulur, kem gözler bizlerden uzak olur.
Son olarak da etkinliğimize katılan, destek veren ve takip eden tüm arkadaşlara teşekkür ediyorum.
Not: Geçiktiği için katılamayan arkadaşlarımız için tarif gönderme süresini hafta sonuna kadar uzattık.

14 Nisan 2008 Pazartesi

HAMSİ TAVA

Nihayet daha iyiyim (bir türlü "tamam, iyileştim " diyemediğimin farkındayım, ama dinlenmeyince tamamen iyileşilmiyor işte...) Bu süre içinde dostlarımı çok ihmal ettiğimin farkındayım, ama söz... işlerimdeki yoğunluk da azalır azalmaz en kısa sürede ihmal ettiğim ziyaretlerimi gerçekleştireceğim. Beni anlayışla karşıladığınızı umuyorum ve yorumlarıyla beni yalnız bırakmayan herkese bir kez daha teşekkür ediyorum (öyle bir cümle kurmuşum ki, sanki ardından "ikinci şarkımıza geçmeden önce... "diye bir cümle gelecek :-)) Hastalanmak insanı daha bi duygusallaştırıyor, hatta her duyguyu birbiri ardına yaşatıyor...Her yeni gelen yorumda önce, " canııım, bak, beni ihmal etmemiş..." diye bir minnet duygusuna kapılıyorum , hemen ardından da iade-i ziyarette bulunamadığımdan (ay bu nasıl bir kelimedir...yaşlanıyor muyum ne...) suçluluk duygusu hakim oluyor, ardından beni engelleyen işlerime karşı bir kızgınlık, sonra " yakında her şey düzene girecek" başlıklı bir umut... Artık bunun adına "sıyırmaya çeyrek kaldı" mı dersiniz, "yoğunluktan bunalma" mı dersiniz, ne derseniz diyin...
Bunca konuşana kadar yeni tarif yazardım belki ama o zaman bunlar içimde kalırdı, şişerdim:-)))
Affınıza sığınarak araya bir konuk aşçı daha alacağım...Ama çook lezzetli bir tarifle...Bu seferki konuğum eniştem...Buyursunlar...
Hani demiştim ya, eskiden, yakın çevremde bir yemeği çok güzel yapan biri varsa o yemeği yapma işini ona bırakır ben yeme işini üstlenirdim diye, işte hamsi tava da o yemeklerden biriydi. Anneciğim pek güzel yapardı, balığı çok severdi, hani denizden babam çıksa yerim derler ya, işte annem de onlardandı. Eee ne de olsa Rizeli, kan çekiyormuş işte… Annemi kaybettikten sonra sevgili eniştem aldı tavayı eline. Doğrusu iyi el almış annemden, resimdeki hamsi paluklari da onin eseridur. Laf aramızda sevgili eniştem Mahmut ( nam-ı diğer Mamuk) güzel yemek yapar. Hele bir mercimek çorbası var kiii, nazlanmayı bırakıp tarifini verdiğinde mutlaka yazacağım.
Neyse lafı uzatmadan hamsi tavanın yapılışına geçelim;

Hamsiler güzelce temizlenir. Zaten artık pek çok yerde temizlenmiş olarak satılıyor. Mısır ununa tuz katarak harmanlanır. Balıklar mısır ununa bulanır ve tavanın genişliğinde bir tabağa kuyrukları ortaya gelecek şekilde dairesel olarak dizilir.


Şekli bozulmadan tavaya kaydırılır. Kuyrukların ortasında kalan boşluktan 2 kaşık ayçiçek yağı dökülür. Bir yüzü kızarınca şekli bozulmadan bir tabak yardımıyla ters çevrilir, diğer yüzü kızartılır ve sıcak sıcak yenir.
Bana göre balık yerken limon sadece süsleme için kullanılmalı. Ben limonun balığın lezzetini bozduğunu düşünüyorum. Ölçü de vermedim, çünkü bu şekilde istediğiniz miktarda balık pişirilebilir.
Afiyet olsuuuun.

10 Nisan 2008 Perşembe

MİRİK KÖFTESİ

Hastalığım süresince beni merak eden, geçmiş olsun dilekleriyle moral veren herkese tekrar teşekkür ederim...İyi ki varsınız...

Bu hafta biraz daha iyiyim, en azından artık fısıltıyla değil de kısık bir sesle konuşuyorum:-)) Ama yeni bir tarif yazacak gücü bulamadım kendimde, ben de araya konuk aşçı alayım dedim (böylece eski blogumdaki tarifleri de aktarmış olacağım ;-)))
İlk konuğum halam ve bizim ayıla bayıla yediğimiz mirik köftesi...Halacığımın ellerine sağlık...

Benim baba tarafım Sivas’lıdır. Bu tarif de rahmetli babaannemin bize yaptığı, çok severek yediğimiz bir yemeğe ait. Babaannem ne zaman istesek yoğurması zahmetli olmasına rağmen bizi kırmaz ve yapardı mirik köftesini. Şimdilerde çocuklarımın da çok severek yedikleri bu yemeği sevgili halam yapıyor bize. Ne yalan söyleyeyim ben henüz yapmayı denemedim, halacığım her istediğimizde yapıyor, biz de afiyetle yiyoruz.

Eskiden, yakın çevremde bir yemeği çok güzel yapan biri varsa o yemeği yapma işini ona bırakır ben yeme işini üstlenirdim. Ama annemi kaybettikten sonra artık akıllandım, öğrenmem gerekenleri ertelemiyorum, yarının ne getireceği hiiiç belli olmuyor çünkü.
İşte bu yüzden ben de halam köfteyi yaparken baş ucuna oturdum, onun göz kararı yaptığı köfteyi ölçülendirmeye çalıştım. Bu arada köftenin adının nerden geldiğini de sordum.
Mirik köftesi Sivas’a özgü bir yemekmiş. Mirik fakir, yoksul anlamına gelirmiş, bu köfteye de, içinde et bulunmadığı için bu isim verilmiş. Doğrusu yoksul olmanın damak zevkinden de yoksun olmayı gerektirmediğine çok iyi bir kanıt bu köfte.
İşte ailecek büyük bir zevkle yediğimiz mirik köftesinin yapılışı.

Malzemeler;
½ kg ince bulgur
1 büyük soğan
yoğurt
2 kaşık salça
tereyağ
3 diş sarımsak
tuz, karabiber
dereotu
maydanoz
2 avuç un (halamı kızdırmamak için elinden alıp ölçemedim ama kıvama göre unu ayarlamak gerekiyor zaten)

Bulgur yıkanır, içine ince doğranmış maydanoz ve dereotu eklenir. Soğan rendelenir, bulgura ilave edilir ve yoğrulur. Arada az su ilave ederek yoğurmaya devam edilir. İki avuç unumuz ilave edilir, biraz daha su ilave edilip yoğurmaya devam edilir (çiğ köfte yapar gibi yoğrulur da yoğrulur) Hafif vıcık ama şekil verilebilecek kıvama gelince ister misket gibi ister biraz uzunca şekil verilir.
Köfteler mantı gibi haşlanır. Tabağa alındıktan sonra üzerine sarmısaklı yoğurt ve tereyağlı salçalı sos ile servis edilir. Afiyetle yenir.




4 Nisan 2008 Cuma

ERZİNCAN ÇORBASI

Uzun zamandır yayımlamayı istediğim ama bir türlü yapıp da fotoğraflayamadığım bir tarif bu: ERZİNCAN ÇORBASI. Bu çorba bizim aile çorbamız, soyadımızı taşımasının yanı sıra eşimin babaannesinden süregelen (daha öncesini ben bilmiyorum...) geleneksel bir lezzettir de diyebilirim. Tarifi babaanneden öğrenmek kısmet olmadı bana, haladan öğrendim... Uzun zamandır yapmadığımdan spontan bazı değişiklikler de yapmış olabilirim...
Bu çorbayı Lamanın Çorba etkinliği için yapmayı planlamıştım, hem de etkinliği gördüğüm ilk günden beri...

Zaten çok istediğim, yapacağım pastayı bile tasarladığım halde pastakolik etkinliğine katılamamıştım, son gündü ama hasta hasta o pastayı yapmama imkan yoktu. Sevgili arkadaşlarımın Diyet etkinliğine de yetişememiştim...Bari aile çorbamızı yapayım da çorba etkinliğine katılayım dedim...Bi koşu eksik malzemelerimi aldım çorbayı yaptım, fotoğrafını çektim, yazısını yazmaya başladım...link vermek için Lama'nın sayfasını açtım ki...Ohooo ben günleri karıştırmış olmalıyım ki Lama kapanış konuşmasını yapmış bile:-(( Üstelik bir Erincan çorbası daha var... (gerçi baktım tarifler farklı, herkes kendi yorumunu katıyor yemeğine) Ben de bıraktım yazmayı...
Araya bir pasta (fotoğraflanamamış), bir kurabiye, bir de yalancıktan parfe (tarifi yakında gelecek...) girdi...
Bu arada hastalığım yanımda içilen sigaraları engelleyemediğim için larenjite dönüştü:-((
Ben de bir zamanlar sigara içiyordum, ama sigaradan rahatsız olan veya hasta olan kimsenin yanında içmemeye özen gösterdim hep...Sırf eşim sigardan nefret ediyor diye içtiğim seneler boyunca evde bir kere bile sigara içmedim. Özgürlük kavramını başkalarını rahatsız edecek derecede serbest davranabilmekle karıştırmamak lazım...

Şu anda sesim hiiiiç çıkmıyor. Hatta biriyle telefonla konuşmaya kalksam, hasta olduğumu bilmeseler kesin beni fısıltıyla konuşan telefon sapıklarından sanacaklar...Durumum evde de genel bir sessizliğe sebep oldu...Ben sesimi yormamak için ve de zaten ancak o kadar çıktığından fısıltıyla konuşuyorum... baktım çocuklar da bana fısıltıyla cevap vermeye başlamışlar, ama farkında bile değiller:-)))) sanki benim kulaklarım da sesten rahatsız oluyormuş gibi ben fısıldadıkça onlar da fısıldıyor:-)))) Çok güldüm hallerine. "Size noluyor, siz niye böyle konuşuyorsunuz?" deyince farkettiler, onlar da kendi hallerine gülmeye başladılar...
Malum rejimdeyim, baktım salatalık bitmiş...eşimi aradım gelirken alsın diye...Ama bende ses çıkmıyor, telefonda fısırfısır salatalık diyen bir ses...hani korku filmlerinde fısıltıyla konuşan telefon sapıkları vardır ya, aynen o hesap...Akşam boyunca eşim fısıltıyla ve biraz da heceleri uzatarak, "salatalıııkk...salatalıııık" diye eğlendi benimle:-)))
Konuşmayı ziyadesiyle seven ben, sesim çıkmayınca kendimi yazmaya verdim, ama yeni tarif ve resimler eklemeye gücüm yetmedi...Zaten resimleri ve taslak yazısı hazır olan çorbayı yayımlayayım bari dedim...Bir başladım yazmaya, ooo konuşamayıp içimde biriktirdiklerimi tıkır tıkır döşenmişim... Halim olsa neler yazacaktım kim bilir:-)) Neyse, bundan sonra daha keyifli haberler veririm umarım...
Eh, artık çorbaya geçmenin zamanıdır...
Malzemeler:
  • 100 gr. kadar yağsız kıyma
  • 1 yumurta
  • 1 limonun suyu
  • 3-4 yemek kaşığı yoğurt (tepeleme)
  • 4-5 diş sarmısak
  • 1 yemek kaşığı salça
  • 3 yemek kaşığı un
  • 1 lt. su (az gelirse ilave edilebilir)
  • Tuz
  • Karabiber
  • Tereyağ
  • Nane
  • Biraz spagetti makarna (dereotu demeti kadar, tuhaf bir tanımlama oldu ama göstermeden başka türlü de tanımlayamadım:-))) Makarna yerine erişte de kullanılabilir ama özellikle yarım paket pişirilmiş makarnanın kalanı 2-3 sefer çorba için kullanılabilir, demek ki yarım paket makarnanın yaklaşık 1/3 ünü kullanıyoruz:-)))

Kıymaya sadece tuz ve karabiber ilave ederek nohut büyüklüğünde toplar yapıyoruz. Kıyma toplarını birbirine yapışmaması için un koyulmuş tabağa koyuyoruz ve arada tamamen una bulanmaları için tabağı sallıyoruz. Suyu kaynatıyoruz, yarısını bir tencereye boşaltıp,suda açtığımız 1 kaşık salçayı ekliyoruz, elenerek fazla unundan arındırılmış köfteleri, 2-3 cm. olarak kırdığımız spagetti makarnayı bu suda haşlıyoruz. Diğer tarafta derin bir kapta tabakta kalan unu, limon suyunu, yumurtayı ve yoğurdu boza kıvamına gelene kadar karıştırıyoruz, içine ezilmiş sarmısağı ilave ediyoruz.

Makarna pişme kıvamına geldiğinde kaynamakta olan suya bu karışımı azar azar dökerek ilave ediyoruz ve karıştırıyoruz. Kalan kaynamış suyu da ilave ediyoruz. 1-2 taşım daha kaynattıktan sonra, bir tavada erittiğimiz tereyağında naneyi yakıp çorbanın üzerine çozurdatıyoruz. Böylece ilk çorba tarifimizi de eklemiş oluyoruuz.

Afiyetler olsuuuun.

Not: Bana geçmiş olsun dileklerini ileten ve yorumlarıyla moral veren herkese çok teşekkür ederim

2 Nisan 2008 Çarşamba

PÇDS-20 ve KURABİYE ÇEŞİTLEMESİ

Yazmaya nerden başlasam bilemedim...Bir haftadır her bakımdan bir yoğunluk, bir talihsizlik, üstüne bir de hastalık durumları... Geçtiğimiz günlerde sonlanan bir sürü güzel etkinlik oldu ve malesef ben hiç birine katılamadım, oysa herbiri için neler yapacağımı daha etkinliği gördüğüm günlerde tasarlamıştım... İşlerin yoğunluğuna çocukların ödevleri, sınavları, bir de üstüne kızımın ilk yarışma telaşı eklenince yapmayı tasarladıklarımın hepsi son hafta sonuna kaldı... Son zamana bırakılan her işte olduğu gibi bunda da aksilikler eksik olmadı...

Yazsam mı yazmasam mı karar veremediğim bir talihsizlik yaşadım önce (talihsizlik mi demeli aptallık mı bilemedim aslında...) Çok sinir bozucu bir şey...Cep telefonumu tuvalete düşürdüm. Evet yanlış okumadınız tuvalete... (nasıl yaptın bu salaklığı diye düşünüyorsunuz biliyorum, bu yüzden yazmasamıydım diye düşündüm işte...) Kartımı kurtardım, ama blogum için kullandığım fotoğraf makinemi, yani telefonumu ve telefon hafızasına kayıtlı olan bir çok numarayı kaybetmiş oldum. Üzüntü, sinir bozukluğu, kızgınlık...hepsi birbirine girdi.


Hafta sonunda canım kızımın ilk yarışma (ritmik cimnastik) heyacanını paylaştık...Daha çok yeni olduğundan elbette yarışmada derece ya da yüksek bir puan almak gibi bir kaygımız yoktu. Bu sadece ortama ısınma, tecrübe yarışmasıydı bizim için, ama yine de o heyecanı yaşamak, prensesimi yeşil mayosu içinde serisini tamamlarken trübünden seyretmek, yaşadığı keyifli saatlere tanık olmak çok güzeldi...
Ertesi gün çocuklara süpriz olsun diye birer mini pasta yapmaya karar verdim. Yeni kalıplarımı denemek için de bir fırsat olur diye düşündüm.
Kızımın sınıf arkadaşının annesi, zarif arkadaşım Fatmacığım Tchibo'da pasta malzemelerini görünce hemen beni hatırlamış ve pasta dekor kalıpları ile ayarlı pasta çemberini almış benim için. İnce düşünceli arkadaşımın bu hediyesi beni çok duygulandırdı...Fatmacığım tekrar teşekkür ederim...Ama ne yazık ki, yaptığım pastacıklar daha süsleme aşamasında çocukların saldırısına uğrayınca fotoğraf karelerinde yer alamadılar...Büyük bir irade gösterip rejime girmişken pasta yaptım, parmağıma bulaşan kremayı yalamanın vicdan azabını çektim, ama fotoğraf çekemedim...

Vee gelelim kurabiyelere (uzun süre yazmayınca çenem mi düşüyor ne...) Bu kurabiyelerin yapım amacı da yok yok topkeklerinkiyle aynı; okul sonrası, kurs öncesi atıştırmalıklar...
Kelebek şeklinde olanlar dut kurusu ve damla sakızlı, çiçek şeklinde olanlar ise antep fıstıklı...Kurs saatini bekleyecek çocukların başharflerinin yer aldığı saplı çiçek kurabiyeler ise sade (çocuklar her zaman yeniliklere açık olmayabiliyor, neme lazım...).
Bu kurabiyeler aynı zamanda PDÇS-20 için davet gönderen sevgili arkadaşım Canan - http://mucizembenibul.blogspot.com/ için...


Kurabiyenin hamuru temel olarak aynı:
Çeşitleme için;
  • 1 avuç dut kurusu
  • 2 parça damla sakızı
  • 1 avuç antep fıstığı
Hamuru hazırladıktan sonra yarım saat kadar buzdolabında bekletiyoruz. Daha sonra hamuru 3'e bölüyoruz. Sade olan hamuru kalıplarla kesip çubuklara geçiriyoruz. (pişip soğuduktan sonra üzerine şeker hamurundan harfler ile süslüyoruz) Kalan hamurların birine damla sakızı ile beraber blenderdan geçirilmiş dut kurusunu, diğerine yine blenderdan geçirilmiş (ama çok ufalanmamış) antep fıstığını ilave ediyoruz. Birer avuç olarak hazırladığım ek malzeme, ben sade kurabiyeleri fazla yapınca arttı (pek artırımlı oldum bu aralar...)Malzeme miktarı yapılacak çeşide göre ayarlanabilir.
Ben rejimde olduğumdan sadece minicik bir parçanın tadına bakabildim (iki farklı minicik :-)...şu rejim bi bitsin, o kedinin ciğere baktığı gibi baktığım antep fıstıklarının da kurabiyelerin de hakkını vereceğim...) Önce evdekiler sonra iş arkadaşlarıma tattırdım ve gözlerinin içine baktım, ne diyecekler diye...Sonuç oldukça başarılı...kıyır kıyır lezzetli kurabiyeler.
Özellikle çocukların beğenmesi benim için çok önemliydi. Çünkü onlar asla beğenmediklerine güzel demezler. Aceleyle yapılmış şekillerini de tadını da çok beğendiler. Sabah kalktıklarında üzerine şeker hamuruyla adlarının başharfi yazılmış kurabiyeleri görünce yüzlerindeki ışıltıyı görmek tüm yorgunluğuma değdi...Bu yüzden çocuklar için bişeyler hazırlamayı çok seviyorum...
Özellikle dut kurusu ve damla sakızlı olanı çok değişik ve hoş oldu..Deneyin bakalım, siz de sevecek misiniz...Afiyetler olsuuuun.

instagram hesabım: @serzincan

Related Posts with Thumbnails