


Ve her pastamda olduğu gibi şeker hamurundan tasarlanmış bir mumlukta ilk yaşı ifade eden tek mum pastanın köşesinde yerini alır...


Ve her pastamda olduğu gibi şeker hamurundan tasarlanmış bir mumlukta ilk yaşı ifade eden tek mum pastanın köşesinde yerini alır...
Gidişimize iki gün kala klasik olarak ne giysek muhabbeti başladı...O kadar kursa gittim, bi işe yarasın değil mi, hop bi t-shirt tasarladım, kızlara sundum...çok hızlı bir organize durumu ve sevgili Gamzeciğimin üstün performansı sayesinde t-shirtler alındı, baskıyı yapacak yerle çok sıkı pazarlık yapıldı, hatta adam doğduğuna pişman edilerek fiyat yarıya indirildi ve t-shirtlerimiz bir gün içinde hazır oldu... Sabahın beşinde döküldük yollara, artık kronikleşmeye başlayan uykusuzluğum yine iş başında olduğundan gözümü kırpmaya fırsat bulamadan kendimi Havaşta buldum... Öznur'u Havaşa getiren taksi tutturdu havaalanına sizi 40 Tl 'ye götürürüm ben diye, yok diyoruz adam gitmiyor, sonunda pes edip "bir taksi daha ayarla da gidelim" diyoruz. Havaalanına geldiğimizde öğreniyoruz ki adam diğer taksiye 50 Tl. demiş..."yanlış söylemişim deyiver " falan dememize kalmadan adam "ben o şöförü tanımıyorum, size iyi yolculuklar" diyip gazlıyıveriyor. Bu ayrıntıyı neden anlattım...çünkü Öznur bunu kendine öyle dert etti ki, yakaladığına "ben sana taksiciyi anlatmışmıydım?" diye olayı anlatma derdinden dönüş yolunda ufak bir aksilik yaşadı:-))) Bunu birazdan anlatacağım...

daha bizimle görüştürmeyecek:-)))
Bu ineklerin konuyla ne alakası var derseniz, kel alakası var:-))) Bu inekcikler sevgili Pınar'ın iş yerinden arkadaşı Nesligül Hanım için yapıldı. Nesligül Hanım arkadaşlarına böyle inekli cupcake resimleri gösterip "bana bunlardan doğum günümde yaptırmazsanız küserim "demiş, onlar da benden rica ettiler...Nesligül hanımın isteği üzerine de yayımlanma önceliğini aldılar... İnanılmaz keyif aldığım bir çalışma oldu, öyle ki, her ineğe ağız yapıp sırıtır hale getirdiğimde ben de şöyle karşıdan bakıp ona sırıttım:-))) Bu cupcakeler Nesligül hanım tarfından kimselere yedirtilmeden, kızının bugün kutlanacak olan doğum gününde cupcake standında boy gösterecekmiş...Bu gün Nesligül Hanım'ın kızı Zeynep'in Winni the Pooh temalı ilk yaşgünü pastasını hazırladım, ben yazımı yazana kadar Pınar blogunda yayımlamış bile resmini:-)))yakında ben de ayrıntılı resimleriyle sizlerle paylaşacağım... Şimdi motor takıp, mutfağa dönüp ablamların evlilik yıldönümü pastasını hazırlamam gerek... (Gamze bi el atıver, sen motordan anlarsın:-)))

Nerden başlasaaammm ...nasıl anlatsaaam... ah keşke ardından da Bodrum Bodruuum diyebilseemm...Acayip tatilim gelmiş durumda ama gidemiyorum....Bi dolu tarif ve resim birikti, aslında şöyle vakti geçmeden bir güzel zeytinyağlı enginar döktürmekti niyetim ama madem tatile gidemiyorum bari tatil kokulu kurabiyelerimi yayımlayayım dedim...Ama önce bunca zamandır nerelerdeydim, neden yoktum...Aslında vardım ama çoktum...Ne çok ama demişim yaa...Tanrım şu sıyırma modundan çıkart da doğru düzgün anlatabileyim..
Daha önceki postlarda belirttiğim üzerebir süredir bir kursa devam ediyordum, hatta kursta öğrendiğimiz bir animasyon karakterini tasarlayıp sizlerle paylaşmayı bile planlıyordum... belki sonra... Nihayet kurs bitti...Artık 3D ( üç boyutlu) tasarım yapabiliyorum, proje çizebiliyorum, cici cici sunumlar hazırlayabiliyorum... Madalya mı taktılar? Hayır tabi ki, üstüne kursta olduğum zamanların acısını çıkartırcasına bir iş yüklediler ki sormayın gitsin...dinlenmek istiyoruuum beeeennnn.
Gelelim kurabiyelereeee. Bu kurabiyeler İstanbul'daki ikizannesi arkadaşım Nurcan'ın doğum günü için hazırlandı ve benden önce İstanbul'a gidip Nurcan ile tanıştı. Nurcan kurabiyeleri istediğinde sadece renkli, çılgın bişeyler olsun ama bana sakın söyleme sürpriz olsun demişti...Rejimde olduğundan pasta almayacağını sadece kendisi için bu kurabiyeleri istediğini söyledi (anacım millet yaz geldi diye boğazını tutuyor, benim gibi obeze bağlamıyor, nolacak benim halim:-((( Nurcan'a sağlıklı ve formda nice yıllar diliyorum...

Yeni bir haftada hepinize merhaba…Öncelikle gecikmeli olarak da olsa tüm annelerin anneler gününü kutlamak istiyorum. Bu kalpler tüm annelere...Geçen hafta öyle yoğun ve öyle trajikomik bir haftaydı ki nerden başlasam bilemiyorum… Şöyle konudan konuya da atlayasım var, bu yazı nasıl sona ulaşacak bilmiyorum, hadi hayırlısı J Geçen hafta Ankara Sheraton Hotel'de Çocuk Sevenler Derneği'nin düzenlediği bir kermese katılacağımı duyurmuştum…
Her şey puslu bir Ankara sabahında bu kermesin hazırlıkları ile başladı, o sabah Sibel arabasıyla Kızılay’a gitme gafletinde bulundu, zaten zaman kısıtlı olduğundan kırmızı renklendirmeyle vakit kaybetmemek için önce gidip kırmızı şeker hamuru aldı ama Kızılay’a geldiğinde hiç de şaşırtıcı olmayan bir şekilde park yeri sorunuyla karşılaştı… (orta okul yıllarımda polisiye roman yazmaya heveslenmiştim, o zamandan bilinç altımda kalmış cümleler fırsat bulunca fırtlayıverdi sanırsam J) Tunus Caddesinde yolun kenarına bir dizi araç park etmiş, önlerinde de bir yer boş…ohhh bir güzel park ettim oraya…
Gittim, saçımı boyattım, alacaklarımı aldım, ablamla öğle yemeği yedim, artık eve gidip kermes hazırlıklarına başlayacağım…
Her zaman çantamın içinde bir saat aranıp bulamadığım anahtarlarla vakit kaybetmeyeyim diye yürürken yolda aran taran anahtarlarımı buldum elimde sallaya sallaya park ettiğim yere geldim…Anahtar elimde ama araba yok!...Yanlış yere mi bakıyorum dedim ama yok…eminim…bir inşaatın önüne park etmiştim, inşaattaki vinç de nirengi noktam…Park ettiğim yerde bir araba var ama benim ki değil, tanrııım arabam çalınmış!...Bilin bakalım böyle bir durumda aklıma ilk gelen ne oldu…Normal insanlar çocukları okuldan nasıl alacağım…Arabam nasıl bulanacak falan diye düşünür...Ben ne düşündüm…Kırmızı şeker hamurum gittiiiiiii…Yuhh aklıma ilk gelen şey kırmızı şeker hamuru oldu valla…

İlk şoku atlatınca araba bulunana kadar nasıl zor durumda kalacağıma ayılıp çevre esnaftan olan biteni soruşturmaya başladım. Biri “Yarım saat önce ekipler gelip arabaları çektiler abla” dedi. Çekilenlerin yerine dizi dizi yenileri dizilmiş bile çoktan...Bu arada bu abla yenge laflarına da acayip sinir oluyorum, bizim kadar girifit akraba ilişkileri olan başka millet var mı acaba…Herkes birbirinin ablası, yengesi, amcası…
Daha anlatacak bir sürü enstantane var ben akraba ziyaretinde takıldım… Taksiciden öğrendiğime göre taaaaa Cebeci’ye çekmişler arabayı…Ankara’yı bilen mesafenin ne kadar uzun olduğunu bilir.
Mesafe uzun lafı kısaltalım, gidip arabayı almak eve gelmek dünyanın zamanını aldı, ödediğim ceza ve çekici masrafı da işin bonusu oldu. Bu moralle başladım hazırlanmaya…Aralara serpişmiş resimler de kermes içim hazırladıklarımdan örnekler…
Hazırlıkları böyle başlayan kermes normal geçer mi, geçmedi elbet… Ben kurabiye buketleri, cupcakeler hazırlamışım, anneler günü öncesi yaa, gelenler anneleri için alacaklar yaaa…Kermes hafta içi ve mesai saatlerinde olunca ziyaretçilerin kullandığı en gözde aksesuar da baston olduJ Hatta bir teyzem Amerika’ya torununa göndermek için kurabiye aldı benden…Ama müzik başlayınca o bastonlu teyzenin (akraba kervanına ben de katıldım) bastonunu sallaya sallaya bir oynayışı vardı, gençlere taş çıkartır. Önce makineme bir el attıysam da izni olmadan resmini yayınlamanın uygun olmayacağını düşündüğümden vazgeçtim…
Masanın önünden gelip geçenler şöyle bir gözucuyla bakıyor, ortim Gülru’nun patchworklerini incelerken kaçamak bakışlar atıyor, belli ki bişeye benzetemiyorlar...Ben devreye girip “ kurabiye bunlar” diyorum vee başlıyoruuuzz …
-(gülümseyerek) a tabii, ama ben gerçeğine bakmıştım, bunlar imitasyon değil mi?...
-!?... (haydaaaaa) yoooo gerçek kurabiye…(kurabiyenin imitasyonu nasıl olur, hadi oldu, niye olur, kim napar imitasyon kurabiyeyi?... Ya sabır… Hadi anlamadın, ayıp değil günah değil, ne diye ben gerçeğine baktım diyosun, hadi dedin al gerçek işteeee…) Hani alasınız yoktur da sadece baktım da diyemezsiniz de "ben kırmızısına bakmıştım" dersiniz, kırmızı çıkarılınca "bunun fırfırlısı yok muydu", fırfırlısı da gelir, "ben kırmızı fırfırlı üzeri beyaz puantiyelisini istiyordum ama" dersiniz, "ondan kalmadı" cevabıyla bir oh cekip "hah o zaman ben gideyim, yokmuş" diyip kaçış durumları olur ya aynen öyle bi durum, sanki bakıp da almayınca azar işitecek...
Ardından bir anne kız yanaştı masaya, çikolata sepetini alıp burnuna götürdü, kokluyo…
Bi yandan bakıyorum napıyo diye bi yandan gülme tuttu; geçenlerde satılması yasak olan bi maymun yakalamışlar petshop’ta, kafes içinde bizim daireye getirdiler, ordan hayvanat bahçesine götürecekler…Benim de yanım da fındık var, hesapta rejimdeyim ya ara öğün hesabı… kafesin yanında kuşlara yem verdikleri kaplardan takılı, maymun da bunların kenarına tünemiş oturuyor…5-10 tane fındığı attım kafese, kabın içine…Birini aldı önce burnuna götürüp kokladı, sonra kemirmeye başladı fındık küçülünce elinden düştü, şöyle bi baktı düşen fındığa, inip almaya tenezzül etmedi, daha çok var ya, yenisini aldı kaptan, onu da yemeden önce burnuna götürüp kokladı... sonra aynı ritüel birkaç kez tekrarlandı, her seferinde işini şansa bırakmayıp önce kokladı…uyarmıştım daldan dala atlayasım var, yazı uzun olacak diye, ama kadın çikolataları koklayınca aklıma bu olay geldiJ meğer sabun sanmış da ondan koklarmış… Türk halkı bu tip durumlarda tüm duyu organlarını itinayla kullanıyor. Bakmak, koklamak…bir de dokunma duyusunu kullanmaya engel olamayanlar var…
Jelatinin üzerinden kurabiyeleri mıncıklama eğiliminde olanlar… yahu kurabiye bunlar sünger değil ki vıck diye sıktıktan sonra eski halini alsın. Kurabiye iki parmak arasında sıkıştırılmak suretiyle test edilmez ki…Baktık olmayacak, bunlar yemelik, vallahi de gerçek billahi de gerçek, ye de bak falan yazmak gerekiyo, bari kurabiyelerin etrafına kocaman “Afiyet Olsun” yazıları koyalım dedik.
Sonunda bir bayan gelip “aa bunlardan Ankara’da da yapılıyo mu artık, ben İstanbul’da gördüm ama buralarda yok sanıyordum, ellerinize sağlık” dedi.
Sarılıp öpecektim kadını, derken annesinin çölyak hastalığı konusunda başladık muhabbete, tavsiyeler verdik…biz uzun uzun muhabbete dalmışken bi baktım bir kadın benim cupcakelerin birinin üzerindeki kalbi çekiştirip duruyo, sağa çekiyo olmuyo, sola çekiyo olmuyo…

Ben napıyor diye ağzım açık bakakalmışken kadının gözü bana ilişti. Göz kırparak napıyosun sen tarzı bi mimik attım…ay kadın şekerlik sanmış da kapağını açmaya çalışırmış meğer…Güleyim mi, ağlayayım mı bilemedim…Ay diyorum ben Ankara daha hazır değil bunlara diye…İlker teklifin hala geçerliyse tası tarağı toplayıp İstanbul’a geliyorum ben yaaaaaaa...
Yeri gelmişken kermese gelerek desteğini esirgemeyen bizi yalnız bırakmayan canım ikizannelerim Vildan, Ferda, Burçak, Süer, Öznur ve Gamzeciğime, ablişkoma, yüreğimin anası Nurgülcüğüme ve gelemese de telefonla arayıp destek olan, mail atan tüm arkadaşlarıma çok teşekkür ederim. Sizi seviyorum, iyi ki varsınız…
Bu arada hafiften sıyırmış olmalıyım ki gelen yeni kermes tekliflerini acaba diyerek düşünüyorum hala, ne diyelim; şeytan azapta gerek…
Merhabalaaaaaaarrr. Blogumu her açışınızda karşınıza çıkan Kokoş Kız pastasından bööğ geldiğini biliyorum. Hatta kokoş kızlardan nefret etmeye bile başladınız değil mi:-))) Haklısınız valla...Nerdeyse bir aydır blogumu güncelleyemedim:-((( Hasta falan değildim şükür ama bir zaman ve yorgunluk sorunu olduğu kesin...
Bu ne zamandır gitmek istediğim bir kurstu, yaptığınız tasarımın uygulandıktan sonraki halini çizebilmek ve sunabilmek gerçekten müthiş keyifli...üç boyutlu çizimle birlikte photoshop kursu da var. Tabii bu kurs da tamamen projede kullanılacak sunum teknikleri için gerekli. Bilin bakalım o kursta ben ne yapıyorum...Mimari projenin neresine ne yaparım, nasıl yaparım diye düşünmektense, bloguma koyacağım resimleri nasıl düzenlerim, yok ışık ayarı, yok yazı yazma... Hoca örnek bir fotoğraf açın diyor, hooop ben bi pasta resmi açıp onun üzerinde çalışıyorum çaktırmadan:-)))) Evde de çocuklarla babalarının resmi üzerinde tahmin edileceği üzere bizim için eğlenceli Nazım için pek de hayırlı olmayan denemeler yapıyoruz:-))))
Benim sağım solum belli olmaz, belki o zamana kadar bir post daha yayınlamaya fırsatım olmaz diye şimdiden sizlerle paylaşmak istediğim bir duyurum var;
Güneşli, güzel bir Ankara sabahından hekese merhaba...Bu sabah gayet keyifliyim...Sebebi ben bu satırları yazarken penceremde bana eşlik eden kuş sesleri mi, kafamı çevirdiğimde gördüğüm bahar çiçekleri mi yoksa hala pazar günü ikizanneleriyle geçirdiğim harika saatlerin etkisindemiyim bilemiyorum, ama beni sebepten çok sonuç ilgilendiriyor, keyfim yerinde...
Eveet gelelim bu haftanın pastasına...Bu pasta daha önce Barbie pastasını yayınladığım kokoş kızımız Nehir Ece'nin ikinci pastası.Nehir Ece gibi arkadaşları da süse meraklı minik hanımlar olunca pastanın süsleri bir anda batan geminin malları misali saldırıya uğramış, en çok da makyaj çantasını sen yiycen, ben yiycem didişmesi yaşanmış:-))) Partinin tek erkek misafiri yine farkını koymuş ortaya; makyaj malzemeleri delikanlıyı bozar ya, o da şeker hamurundan üstünde mesaj yazan plakayı kapmak istemiş, Nehir Ece'nin annesi Özgür hanım kıvrak bir hamleyle kapmış isimliği, hatıra diye saklayacak ya kadıncağız "o yenmiyor" demiş. Zamane çocuğu kandırmask kolay mı " makyaj malzemeleri bile yeniyor da bu niye yenmesin, inanmadım yaaa, hadi neysee"...Yeni nesil cin gibi maşallah :-))))
Geçen ramazandan beri sırasını bekleyen çikolata topları cumartesi günü tekrar görücüye çıkıp da tarifleri istenince bekleyişleri sona erdi. Ankaralı blogcu arkadaşlarımla her ay düzenli toplanıyoruz ama uzun zamandır evlerde yapılan gün olayına girmemiştim. Gün fikri çok sevdiğim ve birlikte vakit geçirmekten keyif aldığım arkadaşlardan gelince hayır diyemedim. İyi ki de dememişim. Çok keyifli bir cumartesi geçirdim. Ev ziyaretlerinde hazırlanmak ev sahibine eziyet haline gelebiliyor bazen. Ne hazırlayacağına karar vermek bile ayrı bir sorun oluyor. Ben de herkesin bir şeyler yapıp getirmesini önerdim ve böylece cumartesi günü hepimiz önceden kararlaştırdığımız şeyleri hazırlayıp götürdük...Yanıldınız benim yapmamı kararlaştırdığımız şey truffle değildi:-))) Benim payıma düşen haşhaşlı çörek oldu. (Tarifine buradan bakabilirsiniz)
Çikolata toplarını güne gelecek ufaklıklara sürpriz olarak yaptım. Minicik ellerde, yeni çıkmış pirinç tanesi dişlerle çikolata toplarını kemirişlerini seyretmek gerçekten çok keyifliydi. Lezzetli ve oldukça kalabalık soframızın resmini ne yazık ki yayınlayamıyorum, zira resimleri benim makinemle çekmemiştim ve çekilenler de henüz elime ulaşmadı.... Ve bir itiraf daha; başta da söylediğim gibi bu resimler ramazanda iftar yemeğine giderken hazırladığım çikolata toplarına ait...Diğerlerini çekmeye vaktim de olmadı zaten ( onlarda hindistan cevizlisi de vardı bunda yok...hoş ne farkedecek, o da to bu da top:-))) hop hop altın toop bundan başka oyuun yoook :-P
Ankara'nın havası bu son günlerde pek bi karmaşık; güneşli bir sabaha uyanıp bir anda lapa lapa yağan karı seyrederken bulabiliyorsunuz kendinizi. Bir anda bir rüzgar bir yağmur, ortalık kasıp kavruluyor, 2 saat sonra yerler kupkuru...Sususzluk belasından yağışın bol olmasına seviniyoruz elbette...Neyse bu hafta sonu Ankara'nın karmaşası da son bulacak inşallah...Ankaralı günü birlik ışıklı günlere kanmayacak, o ışığın şalteri indiğinde etrafın karanlığa gömüleceğinin bilinciyle yüzünü gerçek aydınlığa, güneşin ışınlarına gönecek...
Özgür Hanım ve Altuğ beyin 5 yaşına girecek minik kızları Nehir Ece için hazırladığım Barbie bebek pastasıyla yeniden merhaba...Altuğ Bey kızının ille de Barbie bebek pastası istediğini ama davetli sayısının kalabalık olduğunu söylediğinde 2 ayrı pasta yapmaya karar verdik. Bu pasta birincisi, diğeri süse pek meraklı olan Nehir Ece için kokoş kız pastası olarak yapıldı, o pastayı da önümüzdeki günlerde yayımlayacağım.
Barbie pasta olur da prenses kurabiyeler olmaz mı?.. Elbette onlar da doğumgününde yerlerini aldılar...
Geri bildirimler benim için çok önemli. Nehir Ece'nin annesi de beni arayıp memnuniyetlerini dile getirince yine ağzım kulaklarımda fiyonk oldu:-))) Ama sadece bu değildi beni güldüren... Doğumgününe katılanlardan biri de arkadaşım Sedef ve oğlu idi. Sedef'in oğlu partinin tek erkek çocuğu imiş... Pasta kesilirken "ben pastanın peyaz kısmından alayım, pembe beni bozar" demiş:-))) Tahmin edileceği üzere kurabiyelerin de beyaz olanlarından yemiş...Ve artık klasikleşen soru kızlardan gelmiş; "bu bebeğin saçları da yeniyo muuu?..." Pamuk helvaya benzettiler sanırım:-))) Saçları yiyemeyen kızlar tokayı ve takıları kapışmışlar...
Pastanın adına bakıp bu nasıl pasta diye merak ettiniz değil mi:-)))) Pastamıza adını veren şekli değil, pastanın sahibi minik hanımefendi:-) Bu seferki bir yaş pastamız minik Derin'in pastası...