18 Ekim 2009 Pazar

1 YAŞ PASTASI

Süeyda Hanım'ın kızı Sevdiye'nin 1 yaş pastasıyla yeniden merhaba. Yapmaktan çok keyif aldığım pastalardan bir tanesi de bu pasta...Gerçi keyif almadan yaptığım pasta yok gibi, ama bazı pastaları yapmak daha çok heyecan veriyor...

Bu pasta da beni heycanlandıran pastalaradan biri, çünkü minik Sevdiye annesine kavuşmak için tam 10 sene bekletmiş annesini. 10 sene bekledikten sonra gelen bebişin ilk doğungünü de elbette çok önemli bir gündü Süeyda Hanım için...Bütün ilk yaş pastaları büyük sorumluluktur ama hal böyle olunca isteristemez insan biraz daha tedirgin ve detaycı oluyor:-)))
Süeyda Hanım nasıl bir pasta istediğini bilenlerdendi, 1 şeklinde olacak, üzerinde çiçekler ve balonlar olacak ve de minik Sevdiye gibi kara saçlı kara gözlü bir kız oturacak pastanın üzerinde...Ben de tarif ettiği şekilde hazırladım pastasını...
Minik Sevdiye'ye ailesiyle birlikte uzun ve mutlu bir ömür diliyorum.

7 Ekim 2009 Çarşamba

1. ANKARA İKİZ ANNELERİ ŞENLİĞİMİZİN PASTA VE KURABİYELERİ

Uzun bir aradan sonra yine merhaba...Biliyorum blogumu çok ihmal ettim, ama geçerli bir sebebim vardı; 4 Ekim Pazar günü Ankaralı ikizanneleri olarak bir şenlik düzenledik. Daha önce Haziran ayında ikizanneleriyiz.biz sitesinin 2. yaş günü için İstanbul'a gittiğimizi ve yaptığımız yolculuğu, maceralarımızı anlatmıştım :-))) O maceramızı buraya tıklayarak okuyabilirsiniz. Bu sefer de İstanbul'a giden ekip olarak Ankara'da şenlik havasında bir buluşma düzenlemeye karar verdik ve iyi ki de yapmışız, süper oldu...Çok yorulduk ama değdi...Herkesten memnuniyet dolu teşekkür mesajları almak tüm yorgunluğumuzu aldı...
Nerden başlasam...Geçen sefer İstanbul'a giderken hepimize bir örnek t-shirt yaptırmıştık, önünde çocuklarımızın adı, arkada ! İkizannesiyim yazan (bakınız önceki post)...Bu sefer de boş durmadık hepimiz aynı gömleği alalım dedik:-))) Gezmediğimiz alışveriş merkezi, girmediğimiz mağaza kalmadı...Düşünün bir kere 9 kadın, farklı bedenler, farklı zevkler... herkese her zevke uyan aynı gömleği bulmak az bir iş değil...Hatta mağazanın birinde aynı gömleği deniyoruz diye bizi bi yerlerin tezgahtarı falan sananlar, "hanım bak bundan al, herkes bunu deniyor" diye karısına akıl veren kocalar bile oldu:-))) Sonunda gömleği aldık ama bununla bitmedi, hadi kemer, hadi çizme derken hepimiz yine tam takım ekip olduk:))) Ankara'da mor çizme ve mor kemer bırakmadık, haberiniz ola...Bizi kızdırmak için "kim dağıtıyor bu kıyafetleri?" diye sorana da "mor çatı " cevabını verdik:))) Koşturmaca bununla da bitmedi tabi, aylar öncesinden mekan hazırlıkları...denemek için bi ton yere bruncha gittik (buluşmak için bahane lazım ya:-)))) Ankara'da bruncha nereye kaça gidilir bana sorabilirsiniz artık :-))
Dolu dolu bir program oldu, palyaço, kukla gösterisi, animasyonlar, karikatürist, yarışmalar, pamuk şeker, pinyata, hediye çekilişi... Kapıda başladı ev sahipliğimiz...Tüm misafirlerimize verilmek üzere hediye sepetleri hazırladık, onları kapıda karşılayıp hediye sepetlerini verdik, isimleri yazılı yaka kartlarını taktık, çekiliş için kuponlarını da unutmadık...Destek veren firmalardan aldığımız birbirinden güzel hediyelerle çekiliş yapıp gelenleri elleri kolları dolu dolu gönderdik. Neler yoktu ki çekilişimizde...akşam yemekleri, tavlalar, kırtasiye setleri, güzellik merkezinden paket programlar, spor salonu üyelikleri, temizlik setleri, daha neler neler...kimseyi eli boş göndermedik. Destek veren tüm firmalara teşekkür ederim, hepsinin adını burda yazamayacağım ama ana sponsorumuz İsmail Özdemiroğlu'na özellikle kocaman bir teşekkür...

İstanbul'dan Eskişehir'den ve Antalya'dan gelip bizi yanlız bırakmayan, şenliğimize renk katan ikizannesi arkadaşlarımıza da ayrıca bir teşekkür daha...
Elbette ben de bana düşeni yaptım:-)) bu iki pasta ve kurabiyeler şenliğimiz için hazırlandı.


Kurabiyelerin yapımına kızlar da gelip yardım ettiler, çok eğlenceli bir gün geçirdik, sağolun canlarım iyi ki varsınız ve hayatımda hep varolun...




Şenliğimize basın da davetliydi, pazartesi günkü Haber Türk ve dünkü Hürriyet Ankara ekinde yer aldık ve haberlere de çıktık; haberlerdeki görüntülere bu ve bu linklerden ulaşabilirsiniz :-)))
Kocaman bir aile fotoğrafı çektirmeyi de ihmal etmedik:-)

Seyene çok daha büyük bir organizasyonda buluşmak üzere, artık biziz kimse tuutamaaaz...

14 Eylül 2009 Pazartesi

2 YAŞ KURABİYELERİ

Hepinize güzel bir hafta dileklerimle merhaba ...Bayram telaşı ile okul hazırlığı telaşının birbirine karıştığı bir haftaya girdik...Henüz ne okul alışverişimizi tamamladım ne de bayram hazırlıklarını ama çok keyifli pastalar yaptım ve önümüzdeki günlerde hepsini sizlerle paylaşacağım...
Bugün ise Mart ayından beri arşivde bekleyen bu kurabiyelerle merhaba demek istedim.Emel hanım'ın mink ikizleri Eren ve Ecrin Duru için kakaolu ve tarçınlı olarak hazırlanan kurabiyeler şeklinden de anlaşılacağı üzere miniklerin 2. yaş günü için hazırlandı, paketlendi ve İstanbul'a yollandı. Emel Hanım'ın söylediğine göre misafirlerden bazıları yemeye kıyamamış saklamak üzere jelatiniyle almış:-)))) Bu geri bildirimler beni o kadar keyiflendiriyor ki:-)) zaman zaman gelen mailleri, kutlamalardan ilginç dialogları, yorumları sizlerle de paylaşıyorum...Bir pastanın veya kurabiyenin sonrasında tepkileri öğrenmek,yorumları dinlemek, en az tasarım ve yapım aşaması kadar keyifli ve tatmin edici...
Mini mini ikizlerimiz Eren ve Ecrin Duru'ya mutlu ve sağlıklı bir yaşam diliyorum.

9 Eylül 2009 Çarşamba

TARAFTAR PASTASI



Yine ama yeni olmayan bir pastayla merhaba...Fotoğraflara bakıp hangisini yayımlayayım derken Mart ayından beri bekleyen bu pasta gözüme ilişti...E artık zamanı gelmiş :-)))

Bu pasta Ebru Hanım'ın oğlu Erol'a doğumgünü sürpriziydi. Erol'un bir Galatasaray fanatiği olduğunu belirtmeme gerek yok sanırım:-)

Bu da sadelikten hoşlananlar için alternatif model...
Erol'a kaybedenin hep karşı takım olduğu mutlu bir hayat diliyorum...

25 Ağustos 2009 Salı

AŞK SEPETİ PASTASI

Ben geldiiiiiiimmm. Uzuunca bir tatilden sonra dün işe başladım :-((( Müthiş adaptasyon sorunu çekiyorum... Tatil ne kadar uzun olursa olsun asla yetmiyor insana... Parça parça tatil yapmak çok daha iyimiş...önce ailecek 1 hafta tatil yaptık sonra bir hafta sonu Akçakoca kaçamağı veee yine Adrasan...Bu sefer kuzenlerle, çoluk çombalak tam 23 kişilik bir akraba grubu, oldukça keyifli bir tatil oldu, 1. geleneksel kuzen tatili oldu da denebilir:-))) Ama burdan herkesi uyarmak istediğim bir konu var, Adrasan'da Adrasan Otel ve Çizmeci Otel'den uzak durun. İki otelin de sahibi bir karı koca (Tuğba Hn. ve eşi) telefonda taahhüt ettikleri hiç birşeyi gerçekleştirmeyen, oldukça kotü bu oteller eğer ön ödeme yaptıysanız bi güzel paranızın da üstüne yatıp sizi ortada bırakıyorlar...Gerekli tüm şikayetleri yapacağız elbette ama herkesi bu oteller ve gaspçı sahipleri konusunda uyarmak istedim, siz de çevrenizdekileri uyarın ki tatilleri rezil olmasın, neyse ki biz paramız yanmasın derdiyle o berbat otellerde kalmadık da kötü bir sürprizle başlayan tatilimiz harika bir biçimde (tabi ki başka bir otelde) devam etti. Tüm personeliyle bizi memnun etmek için uğraşan ve en iyi şekilde ağırlayan (hatta bizimle dans edip,halay bile çektiler:-)) Ford Otel'e teşekkürlerimi sunuyorum:-)
Şimdi de gözümü bayram tatiline diktim :-) Hani emekliliğim gelmiş olsa emekli olup bir sahil kasabasına yerleşeceğim, o derece yani...
Neyse, öncelikle herkese hayırlı ramazanlar dileyerek gelelim pasta olayına... 1 aylık iznim süresince elbette boş durmadım yeni pastalar da yaptım ama başta tembellikten sonra laptop'un arızalanmasından, ki şimdi yine arızalandı, tatil boyunca blogumu güncelleyemedim... Pastalarını yayımlayamadığım herkesten özür diliyorum...Laptop'um tamir olur olmaz resimlerime ulaştığımda peşpeşe hepsini yayımlayacağım...
Bu pastayı ise taaa Mayıs ayında taslak olarak kaydetmişim, bir türlü yayımlayamamışım:-)

Canım arkadaşım Vildancığımın eşine evlilik yıldönümü sürpriziydi bu pasta...Aslında önce içi portakal dolu bir sepet yapacaktık, zira sevgili eşi Uğur da bir çok erkek gibi romantik bir hediye yerine faydalı hediyeler alma taraftarı:-))) "Bir kasa portakal alayım hepbirlikte yiyelim çiçeğe falan ne gerek var" tarzında... Ama canım arkadaşım kıyamadı eşine, "portakal olmasın, hem de bak bu iş böyle yapılır mesajı da veririz" diyince ben de sepetin içini kalplerle doldurdum, dünya tatlısı ikizleri için de sevdikleri renklerde ( Meriç yeşilci, İdil pembeci) kalpler hazırladım...Vee günü anlam ve önemi belirten ve pastayı tamamlayan bir cümle yazıp olayı tamamladım; "Yaşam sepetinde aşkımızın meyveleriyle birlikte nice yıllara"...

Canım arkadaşıma tüm ailesiyle birlikte nice mutlu seneler diliyorum...

14 Temmuz 2009 Salı

WINNI THE POOH PASTASI-1


İşte karşınızda minik Zeynep'in 1 yaş pastası... Nihayet resimleri ekleyecek ve iki satır yazacak vakit buldum (aslında bulamadım, şuan saat gece yarısını geçmiş durumda...) Nihayet son haftaya girdim, bu hafta sonunda izne ayrılıyorum ve ver elini tatiiilll...Artık kimse tutamaz beni...


Zeynep'in annesi Nesligül Hanım için cupcake ineklerini hazırlamıştım biliyorsunuz (cupcake ineklerine burdan bakabilirsiniz) Onlar Nesligül Hanım'ın doğungünü sürprizleriydi, bu sefer Nesligül Hanım minik kızı Zeynep'in ilk doğumgünü için özel bir pasta yaptırmak istedi...


Doğrusu ne istediğini bu kadar iyi bilen biri daha olmamıştı:-)))) pastanın kenarındaki çiminden iyorun (nam-ı diğer eşek) oturuşuna kadar hayalindeki pastayı tarif etti: bulutlar olacak, alt kat yeşil olacak, çiçekler büyük olmayacak, eşeğin kulakları düşük olacak, arılar da olacak, ağaç da ....


Mümkünse Tiger bal kavanozuna düşecek...Hay hay hemen itekleyiveririm kafa üstü çakılır bal kavanozuna...Çimler de dal dal olur, çiçekler de minik minik...

Piglet de çiçekten çiçeğe uçan arıları uzanıp keyifle seyreder...

Ve her pastamda olduğu gibi şeker hamurundan tasarlanmış bir mumlukta ilk yaşı ifade eden tek mum pastanın köşesinde yerini alır...


Uzun zamandır Winni the Pooh karakterleri olan bir pasta çalışmak istiyordum...Gerçekten tahmin ettiğim gibi çalışması çok keyifli ve eğlenceli bir pasta oldu...ama mühim olan Nesligül Hanım'ın beğenmesiydi...O'ndan gelen mail ise keyfimi bir kat daha artırdı; "
"Merhaba Sibel Hanım,
Pastamız için tekrar çok teşekkür ediyorum...Pasta gelmeden önce kuzenlerime ve çevremdeki herkese (evet bir hafta boyunca baydım milleti!) pastanın nasıl olacağını anlatıp duruyordum....Ama pasta geldiğinde herkesin ağzı açık kaldı, kimse bu kadarını beklemiyodu, tabi ben de.....Hayalimdeki ve tarifimdeki pastaya bu kadar yakın olması beni gerçekten çok mutlu etti, tebrik ediyorum...Bu arada başınıza epey iş açacağım sanırım, herkes telefonunuz aldı!!!! Hatta pastayı blogda gören bir arkadaşımız da kızına pasta yaptırmak istiyor size, gönül rahatlığıyla siparişini ver pişman olmayacaksın dedim...
Ekte size Zeynepin pastasına kitlenmiş haldeki fotosunu gönderiyorum, yüz ifadesine bakar mısınız? O bile hayran kaldı:)))
Tekrar çok çok teşekkürler
Nesligül"
Mailde adı geçen blog benimki değil elbette, ben sallana dururken partide çektiği resimleri ertesi gün blogunda yayımlayan Pınarcığımın blogu...

Ve bu da annesinin bana gönderdiği resimde Zeynep ve pastası...ve tabi ki nazara karşı Zeynep'e kocamaaaaan bi maşallah...

Doğrusu pasta dolabımdan çıktığında dolapta kocaman bir boşluk kaldı, hatta Pelin pastayı vermeyeyim diye bana para bile teklif etti:-)))) Üstüne figürler yerleştirmesem de onlar için de bir pasta hazırlayarak gönüllerini aldım elbette, ne de olsa eleştirileriyle en büyük yardımcım çocuklar:-))))
Minik Zeynep'in doğum gününü bir kez daha kutluyor nice mutlu yıllar diliyorum...

3 Temmuz 2009 Cuma

TAM KALBİME GELDİ OK


Merhabalar...Haftasonu telaşına girmeden bir post daha yayımlayayım istedim, aslında Winni the Pooh temalı 1 yaş pastasını yayımlayacaktım önce, ama o kadar çok resmini çekmişim ki (görmemişin oğlu olmuş misali:-))) resimleri seç, ayarlarını yap, hazırla...ooo vakit var mı sanki...Feci tatilim geldi, çok yoğun ve çok yorgunum ama işlerin yoğunluğundan izin de alamıyorum...amaan yine yakınma moduna girmek istemiyorum ...İyisi mi direk pastaya geçiş yapayım...
Efendiiim bu pasta ablamların evlilik yıldönümü pastası ( geçen seneki pastalarına burdan bakabilirsiniz)Ben 2 gün uğraşmışım Winnili pastayı hazırlamışım, yeni teslim etmişim ablam aradı;
-Sibel Hanımla mı görüşüyorum? ben bi sipariş verecektim de...
Şaşkın aklı sıra beni işletecek...Hadi ev telefonumu nerden aldın sorusuna bişeyler uydurdun diyelim, sesini de tanımadım farzet... e be şaşkın bari kendi numarandan arama da arayan numarayı görüp tanımayayım seni:-))))
-Evlilik yıldönümüz için pasta istiyorum senden,
-eeee?
-Kalp şeklinde olacak, üzerinde kabartma altın yaldızlı harflerle başharflerimiz olacak, ortada kızımın adı yazacak, kalbe de ok saplanmış olacak, ama öyle uyduruktan,yanında falan olmayacak ok, bi yerden girip biyerden çıkacak..
-Üstüne horoz koyayım o da Gülibik olsun mu?...
-Yok valla ciddiyim ben, istiyorum, kocama sürpriz yapıcam...
-Ne zamana istiyosun?
-akşam üzeri gelirken getirirsin
-?!... olduuu... saat zaten 2 olmuş , 2-3 saat içinde pandispanyayı pişireceğim, soğutacağım, kremasını yapacağım pastayı hazırlayıp bi de istediği gibi süsleyeceğim, ölme eşeğim ölme...yok dedim mümkün değil yetişmez...Hayal kırıklığı sesinden okunuyor; "ben o kadar önceden haber vermem gerektiğini bilmiyordum, neyse kalsın o zaman" diyor...Bu sefer de benim içime sinmiyor. Her ne kadar sürpriz pasta, başbaşa yenecek ve biz nasiplenemeyecek olsak da kıyamadım... taktım motoru, başladım hazırlanmaya...yetişirse ne ala...ama ne hazırlanma arı gibi çalışıyorum, yemekteyiz programına katılanların hazırlanırken neler hissettiğini daha iyi anladım (Gönülcüğüm cesaretinden ötürü bir kere daha kutlarım seni) 2,5 saatte hazırladım pastayı ama ben de bittim... Neyse ki kapıyı açtığında "tam istediğim gibi olmuş" diyerek yüzünde kocaman bie gülümsemeyle karşıladı beni de yorgunluğuma değdi (ah bi de tadına bakabilseydim, hem de şeftalili yapmıştım off offf)
Canım ablacığım ve enişkoma Aylişimle birlikte nice mutlu sağlıklı uzun yıllar dilerim...Sizi Seviyorum...

26 Haziran 2009 Cuma

BİR İSTANBUL MASALI VE CUPCAKE İNEKLERİ


İşte geldim burdayııımmm. Hemen yazarım dediğim yazı bile 5 gün rötar yaptı, neyse yine de ilerleme var :-)) Bu sevimli ineklerin hikayesine geçmeden önce İstanbul masalını anlatmak istiyorum...Geçtiğimiz pazar günü, yani babalar gününde Ankaralı ikizannesi kankilerimle masal gibi bir gün geçirdim İstanbul'da... Çocukları "al en güzel hediyen" diye babalara bırakarak bizleri biraraya getiren ikizanneleriyiz.biz sitesinin 2. doğum günü kutlamasına katıldık... Gidişimize iki gün kala klasik olarak ne giysek muhabbeti başladı...O kadar kursa gittim, bi işe yarasın değil mi, hop bi t-shirt tasarladım, kızlara sundum...çok hızlı bir organize durumu ve sevgili Gamzeciğimin üstün performansı sayesinde t-shirtler alındı, baskıyı yapacak yerle çok sıkı pazarlık yapıldı, hatta adam doğduğuna pişman edilerek fiyat yarıya indirildi ve t-shirtlerimiz bir gün içinde hazır oldu... Sabahın beşinde döküldük yollara, artık kronikleşmeye başlayan uykusuzluğum yine iş başında olduğundan gözümü kırpmaya fırsat bulamadan kendimi Havaşta buldum... Öznur'u Havaşa getiren taksi tutturdu havaalanına sizi 40 Tl 'ye götürürüm ben diye, yok diyoruz adam gitmiyor, sonunda pes edip "bir taksi daha ayarla da gidelim" diyoruz. Havaalanına geldiğimizde öğreniyoruz ki adam diğer taksiye 50 Tl. demiş..."yanlış söylemişim deyiver " falan dememize kalmadan adam "ben o şöförü tanımıyorum, size iyi yolculuklar" diyip gazlıyıveriyor. Bu ayrıntıyı neden anlattım...çünkü Öznur bunu kendine öyle dert etti ki, yakaladığına "ben sana taksiciyi anlatmışmıydım?" diye olayı anlatma derdinden dönüş yolunda ufak bir aksilik yaşadı:-))) Bunu birazdan anlatacağım...

İkizanneleri olarak her yolcuğuna sürü sepet çantayla çıkmaya alıştığımızdan bagajsız yolculuk hepimize tuhaf geldi...ama bu sayede check in işlemlerini beklemeden yaptırdık, gerçi bunda soyadımın payı da olmadı değil, hehehehe; Görevli bize kiosktan check in işemini yapmaya yardımcı oluyor ( ay nefret ettim kendi cümlemden valla,bu ne yaaa, gitti güzelim Türkçe...) Adam "bir soyadı söyler misiniz?" diyor, grubu bulacak... kızlardan biri söylüyor, bulamıyor...başka bir isim... yok yine bulamıyor...E bi de ben söyleyeyim diyorum... "hah" diyor adam heyecanla "bu ismi tanıyorum"...Kızların hepsi dönüp bana manidar bir bakış atıyor...eee hep "Erzincanlı mısınız?" diye soracak değiller ya:-)))) (aklıma gelmişken, bi tarihte hastanede kan aldırıyorum...adam dikkatimi iğneden çekmek için beni lafa tutuyor; "soyadınızı hatırladım, daha önce de gelmiş miydiniz?"... Allah diyorum arkasından klasik soru gelecek..."evet" diyorum "siz sormadan söyleyeyim Erzincanlı değilim, hep bunu sorarlar da"..." buna şükredin" diyor adam..."bana hep ne marka diye soruyorlar"... "?" ...meğer adamın soyadı "Araba" imiş) Neyse konuyu dağıtmayalım... Hava alanına geldik Öznur başladı "tuvalete gidelim"..."tuvalete gittiniz mi?.." Anaç tavuk gibi hepimizi tembihliyor...Kırım kongo keneleri gibi yapışık yaşadığı kızlarını evde bırakınca boşluktan bize sardı herhal diyoruz..."kızım alt tarafı 50 dakikalık yola gidiyoruz, bu ne telaş"... Meğer bi bildiği varmış, dönüş yolunda öğrendik:-)))... Biz güvenlikten geçtik, bekliyoruz Vildan bi türlü gelmiyo..."anam noluyo"..."yok bişey ya çantamda sprey var da" diyor..ben sanıyorum ki deodorant var, meğer eşinin arabasının gasp edilip ölümden dönmesinden sonra çantasında biber gazı taşımaya başlamış...Hah, şimdi hepimizi toplayıp götürecekler diye senaryolar kurmaya başlamıştım ki sorun çıkmadan uçağa biniverdik...Sonunda sağ sağlım ulaştık İstanbul'a...Bu arada çoluksuz çocuksuz tam ipini koparmış vaziyette sonu gelmeyen kıkırdamalarımızdan herkesin bize baktığını söylememe gerek yok sanırım...ama kim takar... Süerciğimin ayarladığı shuttle hizmeti sayesinde kutlamanın yapılacağı İstinye Meyyali Restorant'a sorunsuz ulaştık (aha bedavadan reklam da yaptım) Kapıdan girdik...Aaaa hoşşgeldiinizzz falan derken birden "çıkın dışarı, çıkın, çıkın" dediler...Hoppala noluyo yaaa?...Vildan yine ne çıktı çantandan?... "diğer kapıdan girin, o kadar süsledik girişi" diyorlar...Diğer kapıdan girip, doğru tuvalete gidiyoruz, bir örnek t-shirtleri giyiyoruz...
Burçak bombayı patlatıp bizi yine kopartıyor "Ege bugün biraz gergin":-)))) ve Ankara çıkartması başlıyor... 2 dakika önce farklı kıyafetlerle görenler şimdi bir örnek halimizi görünce şaşkınlık içinde...Ankara'dan 8 kişi gitmişiz, orda çocuklar hariç yaklaşık 100 kişi var ama sanki bi tek bizim sesimiz çıkıyor, kahkahalar tam gaz devam ediyor... Öyle çok fotoğraf çektiriyoruz ki, biri adımızı söylese hemen dönüp direk sırıtarak poz veriyoruz... Korkarım İstanbullu ikizbabaları hanımlarını bi daha bizimle görüştürmeyecek:-)))
Yemek, oyunlar, turnuvalar derken güne damgamızı vurarak ayrıldık ordan... İstinye Park'tan evde bıraktığımız kuzucuklarımıza hediyeler aldık ( vicdan mı yaptık biraz nee) Shuttle saatine kadar Kireçburnu'nda güzelce biralarımız yudumladık, midyemizi, kalamarımızı yedik, misler gibi deniz havasını içimize depoladık, üzerimizdeki t-shirtlerle ilgili meraklı soruları yanıtladık ( tesadüfe bak ki, bir ikiz eşi, 2 ikiz annesi ile karşılaştık), "ben de beşiz babasıyım" gibi laf atanları duymazdan geldik, güldük, eğlendik... sonunda havaalanına geldik...
Sevgili Pınar bizi yolcu etmeye gelmişti, bir yandan ona olanları anlatıyoruz, bir yandan kahkahalarımız ortalığı çınlatıyor... bir ara bi baktım arka masada bir adam ağzı açık bizi dinliyor, ama ağzı açık dediysem mecazi anlamda değil, harbiden ağzı açık:-))) (Aslında resmini de çektim ama yayımlamayı doğru bulmadım) arada söylediklerimize refleks olarak sırıtarak tepki veriyor, kendini o kadar kaptırmış yani... artık gülmeden iki laf edemeyecek haldeyiz...uçak saatine 15 dakika kalmış...masadan kalktık ama hala gülüyoruz. Öznur " ay ben Pınar'a taksiciyi anlatmış mıydım?" dedi ve ne olduysa o anda kopan kahkahada oldu...meğer boşuna sorup durmuyormuş tuvalete gitiniz mi diye...( bi dahaki sefere sana hasta bezi bağlamayan ne olsun:-)))

Bi yandan gülüyoruz bi yandan koşturuyoruz, biz güvenlikten geçtik...Kadın güvenlikçi Öznur'u kontrol edecek, Öznur keklik gibi sekiyor, Öznur önde sekiyor kadın arkada, biz gülmekten yarılmış haldeyiz...Sonunda durumu söyledik de kadın Öznur'u bıraktı, O da son sürat tuvalete daldı...Çıktığında Öznur gurur yaptı "yok, yok... ben arada bişey saklıyorum sandı, kendimi tekrar aratacağım" diye tutturdu... sen misin aratmak isteyen... ikinci güvenlik kontrol noktasında alet Öznur'un arkasında öttü..."arka cebinizde ne var?" dedi kadın... "ıslak mendil" diyerek biraz mahçup biraz şaşkın arka cebinden bir mendil paketi çıkardı Öznur (bazı ıslak mendillerin içindeki folyo havaalanında ötüyo, bilginize:-))

Bi yanda ya öten ya güvenlikten seke seke kaçan Öznur, diğer yanda çantasından çıkan törpüye el konan Gülru, Vildan zaten cepanelik... kahkahaları salonda çınlayan Gamzeyle Burçak... ben bunları tanımıyom deme şansın yok, kızılay giydirmiş misali hepimizde ikizannesiyim yazan t-shirtler...zaten ben de gülmekten iki büklüm durumdayım...boşuna koymadık o dikkat işaretini arkaya...Uçakta bu sefer Gamze kopartıyor bizi "ya Sibel motordan bi ses geliyo, di mi?" ..." evet güzelim ya, sen bi inip açıver kaputu bi zahmet, bak bakalım sorun neymiş;?..."
38 saat uykusuzluğa rağmen Ankara'ya indiğimde cin gibiydim...Hayatımın en güzel en eğlenceli günlerinden biriydi...Uzun lafın kısası (kısası buysa uzunu ne olur Allah bilir) "İstanbul'a gitmek bahane bu grupla her yer şahane...Canım dostlarım sizinle her yere, her şeye gözüm kapalı varım, sizi çok seviyorum, iyi ki hayatımdasınız..." Amaa daha da Davos'a gitmem bu böyle biline:-)))
Bu ineklerin konuyla ne alakası var derseniz, kel alakası var:-))) Bu inekcikler sevgili Pınar'ın iş yerinden arkadaşı Nesligül Hanım için yapıldı. Nesligül Hanım arkadaşlarına böyle inekli cupcake resimleri gösterip "bana bunlardan doğum günümde yaptırmazsanız küserim "demiş, onlar da benden rica ettiler...Nesligül hanımın isteği üzerine de yayımlanma önceliğini aldılar... İnanılmaz keyif aldığım bir çalışma oldu, öyle ki, her ineğe ağız yapıp sırıtır hale getirdiğimde ben de şöyle karşıdan bakıp ona sırıttım:-))) Bu cupcakeler Nesligül hanım tarfından kimselere yedirtilmeden, kızının bugün kutlanacak olan doğum gününde cupcake standında boy gösterecekmiş...Bu gün Nesligül Hanım'ın kızı Zeynep'in Winni the Pooh temalı ilk yaşgünü pastasını hazırladım, ben yazımı yazana kadar Pınar blogunda yayımlamış bile resmini:-)))yakında ben de ayrıntılı resimleriyle sizlerle paylaşacağım... Şimdi motor takıp, mutfağa dönüp ablamların evlilik yıldönümü pastasını hazırlamam gerek... (Gamze bi el atıver, sen motordan anlarsın:-)))
Son olarak bazı aksiliklerden dolayı yayımlamakta çok geciktiğim kahve, kitap, çikolata etkinliği ve hediyeleşme etkinliğinde gönderdikleri zarif hediyeler için arkadaşlarıma çok teşekkür ediyorum...


Hepinize boool kahkahalı günler...

19 Haziran 2009 Cuma

BİKİNİ KURABİYELER

Nerden başlasaaammm ...nasıl anlatsaaam... ah keşke ardından da Bodrum Bodruuum diyebilseemm...Acayip tatilim gelmiş durumda ama gidemiyorum....Bi dolu tarif ve resim birikti, aslında şöyle vakti geçmeden bir güzel zeytinyağlı enginar döktürmekti niyetim ama madem tatile gidemiyorum bari tatil kokulu kurabiyelerimi yayımlayayım dedim...Ama önce bunca zamandır nerelerdeydim, neden yoktum...Aslında vardım ama çoktum...Ne çok ama demişim yaa...Tanrım şu sıyırma modundan çıkart da doğru düzgün anlatabileyim..
Daha önceki postlarda belirttiğim üzerebir süredir bir kursa devam ediyordum, hatta kursta öğrendiğimiz bir animasyon karakterini tasarlayıp sizlerle paylaşmayı bile planlıyordum... belki sonra... Nihayet kurs bitti...Artık 3D ( üç boyutlu) tasarım yapabiliyorum, proje çizebiliyorum, cici cici sunumlar hazırlayabiliyorum... Madalya mı taktılar? Hayır tabi ki, üstüne kursta olduğum zamanların acısını çıkartırcasına bir iş yüklediler ki sormayın gitsin...dinlenmek istiyoruuum beeeennnn.
Ama ne yalan söyleyeyim, sınav ve ödev telaşına, gece yarısından sonra hatırlanıp yapılan ödevlere, hergün hammal gibi laptopu yüklenmeye rağmen tekrar öğrenci moduna girmek, eski dostlukları pekiştirmek, yeni dostlar edinmek çok güzeldi...Bu arada okullar da kapandı, kurabiyelerim artık ortaokul öğrencisi oldular ( 8 yıl durumuna alışamadım, benim için ilkokul bitti, ortaokullu oldular) Sizlerden ayrı olduğum süre içine bir mezuniyet balosu (ve tabi ki hazırlıkları), ömür törpüsü bir badana boya işi (sonrasındaki temizlik faslı ve temizlikçi kadının kazığı başlıbaşına bir yazı konusu) , ikizannelerini ağırlama (onlara hazırladığım resimli pasta da sırasını bekleyenler arasında) sığdırdım ve pazar günü de ikizanneleriyiz.biz grubunun ikinci doğumgünü kutlamaları için İstanbul'a gidiyorum. Yoğunum yorgunum ama bişeyden de geri kalmıyorum...Tek üzüntüm aylar öncesinden yapılan organizasyon nedeniyle gidişimi bir gün öne alıp canım arkadaşım İlkerciğim için hazırlanan baby shower'a katılamayacak olmam:-((( Bulduğum ilk fırsatta sadece gezmek ve arkadaşlarımı görmek için İstanbul'a tekrar gideceğim...
Fırsat bulmuşken çenem düştü biliyorum ama (yine ama...) bazı arkadaşlarımın bloglarına girdiğimde bu sayfa açılamıyor benzeri bişeyler yazıp pat. kapanıyor. Hülya'nın ve İlker'in sayfaları da bunlardan ikisi...Sebebini ve çözümünü bilen bilmeyene öğretsin lütfen...
Gelelim kurabiyelereeee. Bu kurabiyeler İstanbul'daki ikizannesi arkadaşım Nurcan'ın doğum günü için hazırlandı ve benden önce İstanbul'a gidip Nurcan ile tanıştı. Nurcan kurabiyeleri istediğinde sadece renkli, çılgın bişeyler olsun ama bana sakın söyleme sürpriz olsun demişti...Rejimde olduğundan pasta almayacağını sadece kendisi için bu kurabiyeleri istediğini söyledi (anacım millet yaz geldi diye boğazını tutuyor, benim gibi obeze bağlamıyor, nolacak benim halim:-((( Nurcan'a sağlıklı ve formda nice yıllar diliyorum...

Nurcan kurabiyelerini çok beğendi, siz ne dersiniz?..

Not: bir sonraki yazı için günlerce beklemeyeceksiniz, söz... Sırada yayımlamak için heyecanlandığım bir sürü resim var... ;-)

1 Haziran 2009 Pazartesi

SÜPRİZ ESMER BOMBA PASTASI



Herkese merhabaaaa.Ne olacak benim halim böyle bilemiyorum, her seferinde blogumu ihmal ediyorum bi daha yazılarıma uzun ara vermeyeceğim diyorum...bi bakıyorum 20 gün geçmiş :-( Bu arada tarifler resimler birikmiş de birikmiş...Benim pastamı yayınlamamışsın diye sitem edenler, yeni tarif eklemiyorsun diye uyaranlar...Nasrettin Hoca misali herkes haklı...En çok da hepimizi üzüntüye boğan Prof.Dr. Türkan Saylan'ı kaybedişimizin ardından, 19 Mayıs Atatürk'ü anma Gençlik ve Spor Bayramımız için içimdekileri yazmaya fırsat bulamadığıma, özellikle "artık 19 Mayıs kutlanmayacakmış, bayramlar zaten tatil oldu artık, kutlamaya ne gerek var" deme cürretini gösterenlere sözlü olarak haddini bildirsem de bayramı bayram yapan tarihimiz ve ulu önderimizi anmak için iki satır yazı yazamadığıma yanıyorum...

Bu arada geçen postta belirttiğim panayıra da katıldım (dedim ya şeytan azapta gerek diye:-))) Ama bu sefer ki çok daha eğlenceli geçti, çoluk çocuk hem eğlendik hem satış yaptık, ama resimleri henüz bilgisayara aktarmadığımdan (ya şu günleri 36 saate bi çıkarsak hiç sorunun kalmayacak) hazırladıklarımın resimlerini şimdi yayınlayamıyorum malesef...


Bunları yazdım, kaydettim, dedim hediyelerimin resimlerini de yükleyeyim de öyle yayınlayayım...Akşam resimleri yüklemek için laoptop'u açayım dedim...demez olaydım...açtığım anda elektrik 2 saniyeliğine gidip geldi ve benim laptop da geri gelmeyecek şekilde gitti...açılmıyor...düzelir mi nasıl düzelir ne zaman düzelir, içindeki dosyaların hangileri, yoksa tamamı mı gitti bilmiyorum...zaten evde boya badana var ev kalk gidelim durumunda, 8 ayın çarşambası bir arada, sıyırmama az kaldı:-((

Bugün kursa geldim, arkadaşımın laptopundan ders arası bari bu postu yayınlayayım dedim...Offf offfff, dert çook ama yazmaya bile vakit yok...

Lafı biraz daha uzatırsam hiç bir işi yetiştiremeyeceğim, suçu yine saatlerin azlığına atacağım, iyisimi en kestirmesinden pastaya geçiş yapayım...

Bu pasta sevgili arkadaşım Öznur'un eşine süpriz doğum günü pastası. Önce "Buz Kovasında Şampanya Şişesi pastasını" istemişti Öznur ama sonra madem parti süpriz olacak pasta da süprizli, şöyle etine dolgun esmer bombalı olsun dedik ve bu pasta çıktı ortaya. Eh ortada bombalar falan olunca ufak çaplı bir uyarı da gerekiyordu, Öznur sarışın olduğu için pastanın plakasına da "Sarışın istersen evde var, esmeri ancak pastada görürsün :-)" yazdım...

















Pasta, evde eşaofmanla oturuken tüm davetlileri karşısında gören Yusuf Bey kadar misafirler için de süpriz olmuş...Gülru'nun eşinin "Sibel'e modelliği sen mi yaptın?" sorusu ise Gülru için akşama damgasını vuran cümle oldu sanırım:-)))) Açıklıyorum; yaptığım modelin gerçek kişilerle bağlantısı olmayıp, sadece hayal üründür:-)))))
Yusuf Bey'e nice seneler diliyorum...

12 Mayıs 2009 Salı

BİR KERMES BÖYLE GEÇTİ

Yeni bir haftada hepinize merhaba…Öncelikle gecikmeli olarak da olsa tüm annelerin anneler gününü kutlamak istiyorum. Bu kalpler tüm annelere...

Geçen hafta öyle yoğun ve öyle trajikomik bir haftaydı ki nerden başlasam bilemiyorum… Şöyle konudan konuya da atlayasım var, bu yazı nasıl sona ulaşacak bilmiyorum, hadi hayırlısı J Geçen hafta Ankara Sheraton Hotel'de Çocuk Sevenler Derneği'nin düzenlediği bir kermese katılacağımı duyurmuştum…


Her şey puslu bir Ankara sabahında bu kermesin hazırlıkları ile başladı, o sabah Sibel arabasıyla Kızılay’a gitme gafletinde bulundu, zaten zaman kısıtlı olduğundan kırmızı renklendirmeyle vakit kaybetmemek için önce gidip kırmızı şeker hamuru aldı ama Kızılay’a geldiğinde hiç de şaşırtıcı olmayan bir şekilde park yeri sorunuyla karşılaştı… (orta okul yıllarımda polisiye roman yazmaya heveslenmiştim, o zamandan bilinç altımda kalmış cümleler fırsat bulunca fırtlayıverdi sanırsam J) Tunus Caddesinde yolun kenarına bir dizi araç park etmiş, önlerinde de bir yer boş…ohhh bir güzel park ettim oraya…Gittim, saçımı boyattım, alacaklarımı aldım, ablamla öğle yemeği yedim, artık eve gidip kermes hazırlıklarına başlayacağım…Her zaman çantamın içinde bir saat aranıp bulamadığım anahtarlarla vakit kaybetmeyeyim diye yürürken yolda aran taran anahtarlarımı buldum elimde sallaya sallaya park ettiğim yere geldim…Anahtar elimde ama araba yok!...Yanlış yere mi bakıyorum dedim ama yok…eminim…bir inşaatın önüne park etmiştim, inşaattaki vinç de nirengi noktam…Park ettiğim yerde bir araba var ama benim ki değil, tanrııım arabam çalınmış!...Bilin bakalım böyle bir durumda aklıma ilk gelen ne oldu…Normal insanlar çocukları okuldan nasıl alacağım…Arabam nasıl bulanacak falan diye düşünür...Ben ne düşündüm…Kırmızı şeker hamurum gittiiiiiii…Yuhh aklıma ilk gelen şey kırmızı şeker hamuru oldu valla…







İlk şoku atlatınca araba bulunana kadar nasıl zor durumda kalacağıma ayılıp çevre esnaftan olan biteni soruşturmaya başladım. Biri “Yarım saat önce ekipler gelip arabaları çektiler abla” dedi. Çekilenlerin yerine dizi dizi yenileri dizilmiş bile çoktan...Bu arada bu abla yenge laflarına da acayip sinir oluyorum, bizim kadar girifit akraba ilişkileri olan başka millet var mı acaba…Herkes birbirinin ablası, yengesi, amcası…



Daha anlatacak bir sürü enstantane var ben akraba ziyaretinde takıldım… Taksiciden öğrendiğime göre taaaaa Cebeci’ye çekmişler arabayı…Ankara’yı bilen mesafenin ne kadar uzun olduğunu bilir.


Mesafe uzun lafı kısaltalım, gidip arabayı almak eve gelmek dünyanın zamanını aldı, ödediğim ceza ve çekici masrafı da işin bonusu oldu. Bu moralle başladım hazırlanmaya…Aralara serpişmiş resimler de kermes içim hazırladıklarımdan örnekler…


Hazırlıkları böyle başlayan kermes normal geçer mi, geçmedi elbet… Ben kurabiye buketleri, cupcakeler hazırlamışım, anneler günü öncesi yaa, gelenler anneleri için alacaklar yaaa…Kermes hafta içi ve mesai saatlerinde olunca ziyaretçilerin kullandığı en gözde aksesuar da baston olduJ Hatta bir teyzem Amerika’ya torununa göndermek için kurabiye aldı benden…Ama müzik başlayınca o bastonlu teyzenin (akraba kervanına ben de katıldım) bastonunu sallaya sallaya bir oynayışı vardı, gençlere taş çıkartır. Önce makineme bir el attıysam da izni olmadan resmini yayınlamanın uygun olmayacağını düşündüğümden vazgeçtim…


Masanın önünden gelip geçenler şöyle bir gözucuyla bakıyor, ortim Gülru’nun patchworklerini incelerken kaçamak bakışlar atıyor, belli ki bişeye benzetemiyorlar...Ben devreye girip “ kurabiye bunlar” diyorum vee başlıyoruuuzz …

-kurabiye bunlar, buyrun…

-(gülümseyerek) a tabii, ama ben gerçeğine bakmıştım, bunlar imitasyon değil mi?...

-!?... (haydaaaaa) yoooo gerçek kurabiye…(kurabiyenin imitasyonu nasıl olur, hadi oldu, niye olur, kim napar imitasyon kurabiyeyi?... Ya sabır… Hadi anlamadın, ayıp değil günah değil, ne diye ben gerçeğine baktım diyosun, hadi dedin al gerçek işteeee…) Hani alasınız yoktur da sadece baktım da diyemezsiniz de "ben kırmızısına bakmıştım" dersiniz, kırmızı çıkarılınca "bunun fırfırlısı yok muydu", fırfırlısı da gelir, "ben kırmızı fırfırlı üzeri beyaz puantiyelisini istiyordum ama" dersiniz, "ondan kalmadı" cevabıyla bir oh cekip "hah o zaman ben gideyim, yokmuş" diyip kaçış durumları olur ya aynen öyle bi durum, sanki bakıp da almayınca azar işitecek...

Ardından bir anne kız yanaştı masaya, çikolata sepetini alıp burnuna götürdü, kokluyo…Bi yandan bakıyorum napıyo diye bi yandan gülme tuttu; geçenlerde satılması yasak olan bi maymun yakalamışlar petshop’ta, kafes içinde bizim daireye getirdiler, ordan hayvanat bahçesine götürecekler…Benim de yanım da fındık var, hesapta rejimdeyim ya ara öğün hesabı… kafesin yanında kuşlara yem verdikleri kaplardan takılı, maymun da bunların kenarına tünemiş oturuyor…5-10 tane fındığı attım kafese, kabın içine…Birini aldı önce burnuna götürüp kokladı, sonra kemirmeye başladı fındık küçülünce elinden düştü, şöyle bi baktı düşen fındığa, inip almaya tenezzül etmedi, daha çok var ya, yenisini aldı kaptan, onu da yemeden önce burnuna götürüp kokladı... sonra aynı ritüel birkaç kez tekrarlandı, her seferinde işini şansa bırakmayıp önce kokladı…uyarmıştım daldan dala atlayasım var, yazı uzun olacak diye, ama kadın çikolataları koklayınca aklıma bu olay geldiJ meğer sabun sanmış da ondan koklarmış… Türk halkı bu tip durumlarda tüm duyu organlarını itinayla kullanıyor. Bakmak, koklamak…bir de dokunma duyusunu kullanmaya engel olamayanlar var…

Jelatinin üzerinden kurabiyeleri mıncıklama eğiliminde olanlar… yahu kurabiye bunlar sünger değil ki vıck diye sıktıktan sonra eski halini alsın. Kurabiye iki parmak arasında sıkıştırılmak suretiyle test edilmez ki…Baktık olmayacak, bunlar yemelik, vallahi de gerçek billahi de gerçek, ye de bak falan yazmak gerekiyo, bari kurabiyelerin etrafına kocaman “Afiyet Olsun” yazıları koyalım dedik.


Sonunda bir bayan gelip “aa bunlardan Ankara’da da yapılıyo mu artık, ben İstanbul’da gördüm ama buralarda yok sanıyordum, ellerinize sağlık” dedi.


Sarılıp öpecektim kadını, derken annesinin çölyak hastalığı konusunda başladık muhabbete, tavsiyeler verdik…biz uzun uzun muhabbete dalmışken bi baktım bir kadın benim cupcakelerin birinin üzerindeki kalbi çekiştirip duruyo, sağa çekiyo olmuyo, sola çekiyo olmuyo…

Ben napıyor diye ağzım açık bakakalmışken kadının gözü bana ilişti. Göz kırparak napıyosun sen tarzı bi mimik attım…ay kadın şekerlik sanmış da kapağını açmaya çalışırmış meğer…Güleyim mi, ağlayayım mı bilemedim…Ay diyorum ben Ankara daha hazır değil bunlara diye…İlker teklifin hala geçerliyse tası tarağı toplayıp İstanbul’a geliyorum ben yaaaaaaa...

Yeri gelmişken kermese gelerek desteğini esirgemeyen bizi yalnız bırakmayan canım ikizannelerim Vildan, Ferda, Burçak, Süer, Öznur ve Gamzeciğime, ablişkoma, yüreğimin anası Nurgülcüğüme ve gelemese de telefonla arayıp destek olan, mail atan tüm arkadaşlarıma çok teşekkür ederim. Sizi seviyorum, iyi ki varsınız…

Bu arada hafiften sıyırmış olmalıyım ki gelen yeni kermes tekliflerini acaba diyerek düşünüyorum hala, ne diyelim; şeytan azapta gerek…

instagram hesabım: @serzincan

Related Posts with Thumbnails